
Poseidon, kahvede köylülere anlatıyordu,'üç kardeş olduğumuz için Koronos'un dölü, Rheia'dan doğan Zeus, ben ve Hades ölülerin kralı anlaştık aramızda, evreni üçe bölerek pay ettik. Kurada ben gri denizi çektim sonsuz ikametgahım olarak. Hades'in payına sis ve karanlık düştü. Zeus'a geniş gökyüzü. Bulutlarda oturacaktı aydınlık havada. Fakat başı dumanlı Olimpos üçümüzün ortak malıdır. Bu yüzden Zeus'la hiçbir konuda aynı düşünmem. Bırakalım Zeus dursun durduğu yerde, payına düşene razı, mülkünde sakin ve tüm yetkileriyle.
Muhtar, 'buyur' dedi Rıza dayıya, 'adamlar kendi aralarında ne güzel anlaşmışlar, şu harmanyerini paylaşamadık gitti senelerdir. Yaşınızdan başınızdan utanın, bak elin gavuru nasıl anlaşıyor, meselesini çözüyor. Biz, koca adamlar...yazık!' Rıza dayı, 'valla' dedi, 'gavur yaptıysa bi bildiği vardır' Muhtar, 'çay getir oğlum' diye ünledi kahvecinin çırağına, döndü Poseidon'a, 'eee' dedi,'sonra noldu?' Poseidon, 'nolacak' dedi, 'eski Bizans üslubu tamamiyle terkedildi, ilk adımı Cimabue atmış ve Giotto izlemişti onu ve yerini yeni bir üslup aldı; buna Giotto'nun kendi özel üslubu demek isterim. Burada kırık olmayan, kesiksiz ana çizgiler yanında sabit bakışlı gözler, parmak uçlarına basan ayaklar, keskin hatlı eller, gölge kullanmama ve öteki, Bizans üslubuna özgü benzeri saçmalıklar reddediliyordu. Bu incelikle işlenmiş başların ve zarif boyama tarzlarının ortaya çıkmasına yol açtı. Giotto özellikle insan figürlerine daha alımlı bir duruş veriyordu.' Mahmut emmi sol bacağını indirdi sağ bacağından, sol dirseğini yasladığı sandalyeyi yanaştırdı iyice, duruşuna alımlı bir eda taktı. 'Şu küllüğü kenara çek Muhtar emmi' dedi Kahveci çırağı, çayları bıraktı masaya. Poseidon sürdürdü konuşmasını, 'çünkü Akhilleus'un annsi Thetis, gümüş ayaklı tanrıça ona, alnında ikisi de ölüm gününe çıkan iki yazı taşıdığını söylemişti.' 'Yazdık efendi, çok yazdık' diye çıkıştı Muhtar, Alamancı Şevket'in eviynen tarlasının yeri kadastrodan sonra Beşikdağı'nın yamacına kaydırılmıştı, geldi bana, ne yapacağız muhtar dedi, ben de kadastroya yazalım dedim, yazdık da...' Koreli Bekir atıldı, 'yav bırakın adam bi anlatsın hele, aklımıza yatarsa biz de alırız alnımıza' Poseidon devam etti, 'ya burada kalıp Truvalılar yanında savaşacak ve eve dönüşü hayal bile olsa ebedi bir şöhret edinecekti veya evine, baba ocağına ve orada görkemli şöhreti hayal olsa bile uzun bir hayat sürecekti.' Rıza dayı dayanamadı, 'efendi biz sürdük de noldu' dedi, 'senede iki defa sürdük iki senede bi defa herg ettik, en fazla bire üç bire dört mahsul alabiliyoruz' Muhtar, Rıza dayıdan aldı bakışlarını tekrar Poseidon'a çevirerek, 'peki' dedi, 'beyefendi, bu kanun çıkarsa yirmi senedir işlediğimiz hazine arazilerinin tapuları verilecek mi?' 'Sayılar' dedi Poseidon, 'sık sık su ve ateş tanrılarının özgür yaratımları olarak tanımlanır. Bu sözcüklerde insan ruhuna duyulan hayranlık, şu bitmiş ve heybetli aritmetik binasını gördüğümüzde insana son derece normal geliyor. Ancak bu yaratımların içgüdüsel kaynaklarını araştırmak, bu yaratımlara ihtiyaç duyurtan şartlar üzerinde kafa yormak, onların mahiyetini anlama yolunda yapılabilecek daha iyi bir iştir.' Beşgözler köyünden Derviş, 'bana' dedi müsaade, 'çok iş var, size doyum olmuyor, hadi eyvallah' 'Zengin kalkışı yaptın Derviş' dedi Muhtar, Poseidon'a dönerek, 'ben' dedi, 'Dervişi uğurlayayım da geleyim, sen devam et' Poseidon, çayından bi yudum aldı, 'bu yüzden' dedi, 'soyumuzun toptan yok olmasından korkan Zeus, insanlara başkalarına saygılı olma özelliği ve adalet duygusu dağıtmak ve böylece sitelerimize bir düzen getirmek, bir dostluk ve beraberlik bağı yaratmak üzere Hermes'i görevlendirdi. Hermes Zeus'a bu armağanları insanlar arasında nasıl dağıtacağını sordu. 'Bunları sanatlardaki gibi, örneğin meslekten olmayan birçok insana karşılık yetişmiş bir hekim yeterlidir ilkesine göre dağıtabilir miyim? Tabi bu diğer uzmanlık alanları için de geçerli. Hemcinslerine saygı ve adaleti de yine bu şekilde mi dağıtayım, yoksa herkese eşit bir şekilde mi?' 'Herkese' diye cevap verdi Zeus.' 'Herkesin tapusu ayrı ayrı verilmeli' diye atıldı Rıza dayı, 'sonra niza çıkar, nemelazım hisseli araziler var, suyun kıyısındaki tarlalar daha değerli faraza. Bunları da gözetmeli' Muhtar döndü. Mahmut emmi, 'oğlum bi su getir hele' diye bağırdı Kahvecinin çırağına. İlaç zamanı gelmişti. Kahveci, Mahmut emmiye ters ters bakan çırağı bakışlarıyla payladı, isteği tekrarladı, 'oğlum kaynamış suyla ılıştır da öyle getir' 'Yav' dedi Koreli, 'adamın lafını kesip durmayın, efendi sen bakma onlara devam et' 'Çeşit çeşit' dedi Poseidon, 'gerçek şeyler...yiyecek maddeleri...ya da kayalar, ağaçlar ve insanlar gibi...daha dayanıklı şeyler vardır. Fakat yiyecek maddeleri, kayalar, ağaçlar ve insan vücutlarıyla yaşadığımız deneyimlere yüklediğimiz özel anlamlar gibi birbirinden oldukça değişik, birçok gerçeklik türü de vardır...Bu çok türlü evrenden başka örnekler verecek olursak : diş ağrısı, sözcük, dil, otoyol tüzüğü, roman, hükumet kararı; geçerli ya da geçersiz bir kanıtlama; belki de kuvvetler, alan kuvvetleri....' 'Silahlı kuvvetler' dedi Koreli, 'tek çare silahlı kuvvetlerin hükumete el koyması, başka türlü çıkmaz bu toprak reformu' 'Kanun da çıksa silahlı kuvvetler de gelse bu kadastro işleri düzelmez yeğenim' dedi Mahmut emmi. 'Bi kaç kişiyi meydanda sallandırdın mı bak bakalım düzeliyor mu düzelmiyor mu?' diye ekledi Rıza dayı. Poseidon, çayını bitirmişti. Çırak yetişti hemen, 'tazeliyim mi emmi?' diye sordu. Poseidon, 'lütfen' dedi. 'Peki' diye girişti söze Muhtar, 'efendi şimdi bu tarım kredi borçlarının faizlerini düşürecez diye oy aldılar bizden, sekiz ay oldu hala ses seda yok, nolacak bu iş?' Poseidon taze çayına şeker atıp karıştırırken, 'Hera' dedi ekmek tanrılarının sonuncusu Kyros'tan her sene Atina'da yetişen buğdayın beşte birini tanrıların çocuklarına dağıtmasını istemişti. Orantas'ın ihanetine neden olan bu istek buğday üretiminin azalmasına...' 'Muhtar heyecanla söze karıştı, 'azalmaz mı' dedi, 'yirmi sene işlediğin hazine arazisi sana temellük edilirken dörtte biri düşülüyor, işte Kazım'ın tarlasının durumu böyle.' Koreli, 'yav Muhtar' dedi, 'Bahri'nin tapu devrinde böyle problem çıkmadı' Muhtar, 'kadastro memurunu ayarlayınca çıkmıyor tabi' dedi imalı bir şekilde. Rıza dayı, 'işini bileceksin bu zamanda' dedi. Kahveci, omzundaki havluyu düzelterek, 'bu yirmi karış meselesine aklım ermedi' dedi. 'Onu' dedi, 'Zirai Donatım Müdürü'ne sormak lazım'. Muhtar, 'bir de' dedi Poseidon'a, 'okul için ayrılan arazinin kamulaştırma bedelleri var' Koreli çıkıştı Muhtar'a, 'bırak şimdi onu, ona gelesiye, su dağıtımı ile orman işi daha önemli köylü için'. Köy minübüsünün önce homurtusu ardından kendisi geldi. İlçeden siparişleri olanlar ayaklandı. Şoför Cemil usta indi, muavine talimatını verdikten sonra gelip boş bir sandalye çekti, 'selamunaleyküm' diyerek oturdu. Sağ ellerini göğsüne kavuşturarak, 'meraba' dedi herkes sırasıyla, Cemil usta da aynı hareketle karşıladı selamları. Poseidon'a, kaçamak ve meraklı gözlerle bakan Cemil ustanın kulağına eğilerek açıklama yaptı Muhtar. 'Hıımmm' dedi Poseidon'a bakarak Cemil usta. Sigara çıkardı, Poseidon'dan başlamak üzere herkese ikram etti. Koreli sigarasını alırken, 'beyefendi' dedi, 'gübre borçlarımızın faizleri ertelendi ama ofis de hem alımlara kota koydu hem de ödemeleri iki seneye yaydı, bu konuda ne yapabiliriz?' Poseidon, 'Darius' diye başladı, 'Pers kralı olduğu dönemde, saraya yolu düşmüş Yunanlıları huzuruna çağırtmış ve onlara ne karşılığında babalarının cesedini yiyebileceklerini sormuş. Onlar da dünyanın tüm parasını önümüze yığsalar olmaz, demişler. Daha sonra Yunanlıların yanında bir tercüman aracılığıyla konuşulanları onların da anlamasını sağlayarak, bu kez tam da kendi ebeveynlerinin cesetlerini yiyen Callatiae kabilesi üyesi yerlilere ne karşılığında anne babalarının cesetlerini yakabileceklerini sormuş. Yerliler korku dolu bir çığlık atmışlar ve ondan böyle korkunç bir şeyi ağzına bile almamasını istemişler. Şimdi bakalım. Techne'yi bir postülaya dayandırmak üzere eski yöntemi bırakıp yeni görüşü benimseyenler hastalarını bu postüla doğrultusunda nasıl tedavi ediyorlar?' Mahmut emmi, 'sen ne diyorsun beyefendi' dedi, 'ben söylemesi ayıp hanımı sigortaya götürmüştüm pişman oldum, özele kaldırmaya da imkanımız yoktu, sağolsun Muhtar'la il başkanına gittik, mebusu araya koyduk da sigortadan özele sevk yaptırabildik.' 'Mebus dediğin başka ne işe yarıyor ki' diye söze karıştı, eski nahiye müdürü İshak bey. 'Niye öyle diyorsun İshak emmi?' dedi Muhtar, 'köye yolu, elektriği getiren onlar, kredi derdimiz onlara gidiyoruz, su kanalları için onlara gidiyoruz' İshak bey hiddetlendi, 'yahu muhtar bari sen cahil cahil konuşma. Tabii ki yol yapacak, elektrik getirecek, kredi verecek. Bu da laf mı yani, sana hizmet etmek için seçilmiyor mu bunlar?' Omzundan yana itti Koreli'yi Rıza dayı, 'seçemiyorum adamın yüzünü' dedi, 'çekil biraz'. Poseidon söze girdi; 'görüp de ne yapacaksınız diye sordu Artapates Kyros'a, yani şimdiye dek Zeus'la Hera'yı geleneksel tanrılar bayramında birarada gördünüz de ne oldu? İkinci büyük tanrılar savaşını bu söz ateşlemiştir.' Koreli, 'bir ateşti ki beyefendi' dedi, 'sormayın gitsin. Şarapneller uçuşuyor, tanksavarlar roketlerle dövüyor, biz Allah Allah diyerekten siperimizden arslanlar gibi...' 'Gine başladı' dedi Muhtar, 'oğlum çayın çıktı mı?' 'Çıktı' diye bağırdı çocuk. Poseidon, 'peki' dedi, 'Artemis'in Osis'le düellosunda Tissaphernes neden Osis'in tarafını tuttu biliyor musunuz?' 'Bilmiyoruz!' diye bağırdılar hepsi birden. 'Doğrusunu isterseniz' dedi Poseidon, 'bunun gerçek nedeni hiçbir zaman anlaşılamadı. Venüs'le Hades arasında bu, halen süren bir davanın da başlangıcı...' Muhtar, İshak beye dönerek, 'sizin İstanbul'daki damadın davası noldu?' diye sordu. ' Hakim, üçüncü ayın onsekizine gün atmış' dedi İshak bey. 'Atmış dedin de' dedi Rıza dayı, 'senin yeğen haradan at alacaktı aldı mı?' 'Thrak' dedi Poseidon, 'beyaz bir at çekerek girmiş içeri. Genç kölenin gümüş kupayla sunduğu içkiden bir yudum alarak Atinalı Gnessipos'a, Heraklides'le cadılar bayramında sirtaki oynadıkları için kendisini neden kınadığını sormuş. Heraklides, Dionissos şenliklerinde bunu açıklayacağını söyleyince, 'bırak' demiş Thrak, 'senin...' 'Senin yaptığını çorumlu yapmaz' diyerek hışımla kalktı Rıza dayı, minübüscü Cemil'e, 'yav benim garı kına ısmarlamıştı, nasıl unutursun?' 'Unutmayın' dedi Poseidon, Argos'lu Arkhagoras, Ksenophon'un tarlalarındaki kargaları kovaladığı için Zeus tarafından Olympos dağında bir kazığa bağlanarak ciğeri sökülmüştü.' 'Ciğerimi yaktın ciğerin yansın herif' dedi Koreli. 'İlenme ilenme' dedi Muhtar. Poseidon boş boş baktı. Muhtar, kulağına eğilerek birşeyler söyledi. 'Üzüntü tanrısı Serok ile beddua tanrısı Ferok bir gün sabahın erken vaktinde Taros gölünün kıyısında karşılaşırlar. Suyun yüzeyinde balıklar oynaşmaktadır. İri bir alabalık çevresinde oynaşan yavrularını yemektedir. Serok çok üzülür buna Ferok ise, 'umarım' der, 'büyüğün de seni yer' 'Yemeği' dedi Koreli, 'bizde yiyelim, hınger keseceklerdi'. Koreli sözünü bitirmişti ki, bir araç homurtusu daha duyuldu. Başlar sesin geldiği yöne döndü, Muhtar aracın siyah plakalı olduğunu farkedince cekedini ilikleyerek koştu. Ardından köylü sökün etti, araba gelip Muhtar'ın ofisinin önünde durdu. Şişman, yapılı, çizgili lacivert takım elbiseli, güneş gözlüklü bir adam indi araçtan. 'Efendim bu ne sürpriz, bu şerefi neye borçluyuz' diye ellerine kapandı Muhtar adamın. Köylüler sıraya uymaksızın, 'hoşgeldiniz', 'şeref verdiniz' dediler. Kahvede Poseidon yalnız kalmıştı. Boşları toplayan Kahveci çırağına, 'kim bu?' diye sordu. Çocuk, yüzüne bakmadan, 'koskoca kaymakamı tanımıyon mu?' diye çıkıştı, şekerli kahve pişirmek üzere ocağa yöneldi. Çizgili lacivert takım elbiseli şişman adamla köylüler, Muhtar'ın ofisine geçtiler. Geçerken kaymakam kuşkulu ve küçümser bakışlarla baktı Poseidon'a. Muhtar'ın yüzüne bakmaksızın açıklamalarını dinlemiş, başını sallamıştı. Çay, kahve, Muhtar'ın eşinin ihtiyar heyetinin azalarının hanımlarıyla birlikte kotardığı kömbe taşındı ofise. Bir saati geçkin bir süre kaldılar orada. Poseidon çırağın getirdiği son çayı da içmiş, köye yukardan bakan tepedeki kahvede bir zaman yalnız oturduktan sonra yanında taşıdığı ve içinde eprimiş kağıt parçacıkları, tapu sicil kayıtları, vesikalık fotoğraflar, Eyüp Sultan'ın avlusunda satılan tebareke amme cüzleri, bir misket elması, bir domates ve mendil bulunan siyah poşetini de alarak gitmişti. Kaymakam ve beraberindekiler kahveye geldiklerinde kaygılıydılar. Muhtar, kahveci çırağına, 'nereye gitti o adam?' diye sordu. Çırak, 'görmedim' dedi, 'ocaktaydım'. Kaymakam'a yaklaştı ezik bir sesle, 'bulursak candarmayı haberdar ederiz efendim' dedi. 'Manisa akıl hastanesinden kaçmış' diye bir açıklamayla yetindi Kaymakam. |