 |
Kadim Bir Kurum : Aile...
İnsanoğlu, asli yurdundan, dünyaya aile halinde inmiştir.
Adem, eşi Havva'yla birlikte dünyaya nüzul etmiş ve insanlığın macerası, bir aile düzeni içerisinde başlamıştır.
Bu anlamda, aile, kadim bir kurumdur.
İnsan, ''üns'le müştaktır. Ünsiyet, insanın temel niteliğidir.
Ötekiyle konuşan, yakınlaşan, sırlarını teati eden, dertlerini paylaşan, saadetini birleştiren, sevinçlerini bir araya getiren, acılarını söyleyen ve söyleten, diğergam, seven ve sevilen bir mahluktur.
İnsan bir bakıma ünsiyet demektir.
tamamı... |
 |
 |
İki Temel Kavram: Hayal ve Vakıa...
Risale-i Nur'un ıstılah dağarcığında yer alan ve sıklıkla kullanılan bir başka kavram ise, 'vakıa'dır. Vakıa, tasavvuf irfanında, hakikatin bir boyutunun müşahade edilmesidir. İlahi bir bağışla, kamil velilere hakikatin bir vechesi gösterilir. Vizyon sözcüğüyle Batı dillerinde karşılanan bu kavramı, Bediüzzaman, hayal ile birlikte, 'vakıa-yı hayaliyye' biçiminde kullanır. Bu, selefilerin asla kabul etmediği, buna mazhar olduğunu iddia edenleri ise, vehim ve kuruntuyla; hatta daha da ileri giderek gaflet, şirk ve küfürle suçladıkları bir ikram-ı Rabbani'nin adıdır. Sadık rüya ile yakın bir anlama sahip olan vakıa-yı hayaliyye Hz. Şeyh-i Ekber'in eserlerinin ortaya çıkış tarzını da açıklar. Fütuhat-ı Mekkiye, tümüyle böyledir. Füsus, yine Şeyh-i Ekber'in bir vakıasında kendisine bağışlanmıştır. Bugün, 'hayal' kavramını daha çok, insanın sanı ve kuruntularıyla oluşturduğu ve bir tür gerçeklikten kaçış anlamında kullanıyoruz. Oysa, tasavvuf irfanında, hayal, cismani dünya ile ruhani alem arasındaki geçit biçiminde anlamlandırılmıştır...
tamamı... |
 |

|
Sessizlik Diyarı...
Hikmetin dili sembol ve sükuttur. Sükut ise ikrardan gelir. İkrar sözdür, verilen sözün, edilen yeminin bizatihi kendisinden sudur ettiği insan için misaka bağlılıktır. Allah insan için, insan da Allah için sırdır. İnsan bu sırra doğru sızdıkça sessizliğe gömülür. Bu bürülen yeni hale sükut tabir edilir ki, bu alanda artık Allah, insan için sırların sırrı olmaktadır. Sırların sırrından alınan her sır, gerçekte asla ikrar edilmemesi gerekendir. Sırrın ifşasının bedeli candır. Şeyh Bedreddin misali çoğu anka bu yüzden bu bedeli ödemek zorunda kalmışlardır. Bu bedeli ödeyenlerin şahı Hüseyin'dir. Sultanı Hallaç'tır. Hallac'ın ve Bedreddin'in hali şimşekler gibidir. Bir sırra muttali olmuş ve o sırdan yemişlerdir. Sonra onu bir manevi sarhoşluk anında ifşa ederek canlarını adamışlardır. Çünkü sır, verilenden kendisini saklamasını, sır olarak kalmasını bekler. Bu yüzden kendisini sırlayanlara melami denir. Onlar zahirde melamet hırkası giymişlerdir, gayra rezil görünmüşlerdir ama gerçekte Hak katında sultandırlar. Sırrı asla ifşa etmezler.
tamamı... |
|