Mehtap bize yeni geldi
İlk geldiğinde onu çok sevdik
Odalar gösterdik ona
O da dedi ki : odalarımız harika
Mehtap'ın saçları çok güzel kokuyor
Odalarımız gibi
duften wunderbar
Die Rosenblatter sind wie ein
Geschlossener struass
Rot wie ein herz
Rosen duften so wunderbar
Wie wir
Die rosen tragen den gleichen
Namen wie unser Prophet
Adam, dağda bir kovukta yaşıyordu. Bir sabah uyandı ve kendisi
gibi binlerce insanın dağda yaşadığını farketti. Çok geçmedi yer
sallandı. Dağ yarıldı, insanları birer birer yutmaya başladı.
Adam korktu. Sıra kendisine gelmek üzereydi. Elindeki
emanete baktı. İçinde, hayatını anlatan bilgilerin bulunduğu
bir sandukaydı bu. Sımsıkı sarıldı. Yarık büyüyordu. Az
sonra kendisini de yutacaktı. Bir ses duydu: 'Emanetini
sahibine ver!' Daha sıkı sarıldı ona.
Bir gün taş gibi donuk bir adam kentin tek bankasına geldi ve
'bir övgü hesabı açtırmak istiyorum' dedi. Görevli, o kuşların
duygusunu nereden bilsindi. Tabi efendim, dedi, biraz bekleyin.
Adam kibirli bir gülümseyişle baktı. 'Zavallı aklım' der gibiydi,
görevlinin kafa sesiyle. Aynasına tapınan sersemlerden bu da.
Taş gibi donuk adamı tanımamıştı. Kendisini çok yaşamış bir
kahin sanıyor da olabilirdi. Görevli gururdan yapış yapış bakışlarla
adamın gözlerine baktı. Bir gözü kördü. Bir eli delikti. Sabah
uyandığında alnında karanlık sözler yazılıydı. Boyu mağrur bir
kule gibi yükseltilmişti. Kapıda bekleyen oldukça süslü bir
bineği vardı. Üniforması tuhaftı. Pek çok yabani kelime söylüyordu.
Zaman zaman içinde, yıldız saman içinde. Alev alev söz
yanarken yanmaz duman içinde. Sessizliğin bir ses olduğu bir
zamandı. Sessizlikten bir ses doğmaz demişler. Demişler demesine ama, sessizlik de bir sestir bir bakıma. Hele böyle inin cinin top oynadığı bir dağ başında. Yeryüzündeki bütün güzel sesler toplanıp yıldızlara taşınmışsa. Gökte dolunay ışıl ışıldı. Yerde toprak ışıl ışıl. Dağda orman yemyeşil. Ormanda bir ağaç sessizliğin içinde. Ağacın kulağı sessizlikte. Sessizlik ağaca yıllardır bir şeyi anlatır dururdu. Sessizliğin orta yerinde bir kulübe vardı. Kulübede yaşlı bir bilge yaşardı. Bilgenin kalbinde kimbilir neler yaşardı? Bunu bir ihtiyar biliyordu bir de yeri ve gökleri yaratan Tanrı. Yaşlı bilge, yüreğindeki sırları nereye taşıyacaktı? Bir gün dağın eteğindeki kulübesinden çıktı. Ormana kavuşan tepede ışıklı bir ağaç gördü. Yanına gitti.
Ağaç dile gelerek, 'yalnız mısın?' diye sordu.
Bilge, 'evet' dedi. Ağaç, 'yalnızlık zordur' dedi. Bilge, 'insanlar daha zor' dedi. Bir süre sustular. 'En güzeli sessizlik' dedi Ağaç. Bilge sessizdi. 'Onu duyabiliyor musun?' diye sordu Ağaç. 'Neyi?' diye sordu Bilge. 'Sessizliği' dedi Ağaç. Bilge, sessizliğe tüm varlığıyla kulak verdi. 'Biraz' dedi. Ağaç, 'o' dedi, 'duyulmaya en çok değen sesstir.' Bilge, 'peki' dedi, 'sen niçin buradasın?' Ağaç, 'sessizliği dinliyorum burada'
dedi. Ve sustu,, bir daha hiç konuşmadı. Bilge, ona, 'Sessizliği
Dinleyen Ağaç' adını verdi ve hayıflandı, 'keşke hemen susmasaydı.'
Bir çiçek büyütüyorum yüreğimde. Doğanın
tüm renklerini kendisinde topluyor çiçeğim. Tüm çiçeklerin
kokusu var onda. Bütün geleceğim ona bağlı. Çiçeğimin
çekirdeği yüreğimde. Aslında yüreğim de bir çekirdek.
Büyüyünce sevgi çiçeği açıyor. Her şeyi onun sevgisiyle
yaşatıyorum. Dünyayı kanatlarında taşıyan melek kımıldayınca
yeryüzü sarsılıyor. Bir yer sarsıntısı oluyor. Eğilip bir avuç
alıyorum topraktan. Sevgi çiçeğinin çekirdeğini ekiyorum ona.
Yüreğimdeki ışıkla besliyorum, gözyaşlarımla suluyorum,
tırnaklarımla eşeliyorum toprağını. Sabırla bekliyorum. Yıllar
geçiyor. Çiçeğim büyüyor. Büyüdükçe rengarenk ve mis kokulu
çiçekler açıyor. Mavi, kırmızı, sarı, mor ve yeşil renklerin
boyadığı sevgi çiçekleri. Annemi seviyorum, babamı, ölen
kardeşimin kuş olup cennete uçan ruhunu, dedemi, ninemi,
yakınlarımı, yerle bir olan dünyayı, üzerindeki tüm insanları seviyorum.
Odasının caddeye bakan penceresine her gün bir kuş gelir, onu alır ninesinin anlattığı masallara götürürdü. Kış eskiden kar yağdırırdı. Şimdi gökten kömür tozu, is ve radyasyon yağıyordu. İnsanlar sokaklarda gaz maskeleriyle dolaşıyordu. Giysi fuarlarında gaz maskeleri sergileniyordu. Semt pazarlarında oksijen tüpleri satılıyordu. Evleri kentin en işlek caddesine bakıyordu.
En çok ninesinin masallarındaki köyleri özlüyordu. Gözleri caddede koşuşan insanlarda. Gönlü kırlarda, dağlarda. Şırıl şırıl akan dereler, mis gibi temiz hava, berrak, masmavi gökyüzü. Kalbine yağan yağmurlar. Kuşlar! Hele kuşlar!
Papatyalar, yeşil çimenler, yayla yollarında kağnılar, koyunlar, köpekler...Bunları düşününce kendini kaybediyordu. Arıyordu arıyordu bulamıyordu kendini.
Bir de bakıyordu ninesinin beşiğini sallarken ayağına yedi dağın büyüğü
çarpmış...Kızıyordu, bir fiske vuruyor, yedi dağın yedisini de yıkıyordu.
Koşup bir meleğin gölgesine sığınıyordu. Bir de bakıyordu melek diye
sığındığı şey bir nar çiçeği.
'Nar çiçeği, nar çiçeği söylesene annem nerede?'
'Öldü annen'
'Hayır! Annem ölmedi. Kimbilir nerelerdedir şimdi? Bir kuş mu oldu bir kelebek mi? Yoksa mis kokulu bir çiçek mi?'
'Bulutsuz, ayın onbeşinde olduğu bir gece.
Ağabeyimle evimizin damına çıkıyoruz. Babam da geliyor.
Geceyi burada geçireceğiz. Sabahı dört gözle bekliyoruz. Ağbim
yerinde duramıyor.
Evimizin damı topraktan. Bacamıza leylek yuva yapıyor.Yıldızlar
yanıp yanıp sönüyor.
Bu küçük ayı.
Bu büyük ayı.
Babam, 'şu üç yıldızın arasındaki zühre' diyor, 'onun uzandığı sonsuzlukta
samanyolu var. Bütün samanyolları, güneşler güneşi denen galaksi
topluluğuna ulaşır'
Yarın ağbimle çiftliğe gideceğiz.
Hayvanları nasıl da özlemişim. Ördekleri, kuzuları, köpeğimi. Gözümde
tütüyorlar. Kimbilir onlar da beni özlemiştir.
Sadık Yalsızuçanlar Kaf dağına gönlünden bir kuş uçurmuş; "Mavi Kanatlı Bir Kuş..."
'Sadık Yalsızuçanlar, Mavi Kanatlı Bir Kuş'ta Mevlana'nın, Sadi Şirazî'nin, Bediüzzaman'ın eserlerinden ilhamla masallar anlatıyor. Yalsızuçanlar'ın kendine has üslubuyla anlattığı bu masallar, Klasik Türk- İslâm eserlerinin motifleriyle yoğrulmuş hikmet masalları...
Masal okurunu hayretten hayrete düşüren, hikmet denizinin bazen kıyılarında bazen derinliklerinde gezdiren Yalsızuçanlar, ahenkli diliyle çocuklara edebî zevk kazandırma adına da önemli bir çalışma ortaya koyuyor.
Edebiyatçı Sadık Yalsızuçanlar bu kez de bir masal kitabı ile selamlıyor okurlarını. 'Mavi kanatlı bir kuş' uçuruyor semaya. Kim bilir umutlarını, hayallerini, çocukluğunu yükleyerek kanatlarına belki de. Gündüzlerin yel, gecelerin yıl olduğu zamanlardan bahsediyor. Sahi şimdilerde yaşanır mı o zamanlar? Yoksa hepten yitip gitti mi masumiyetimizle beraber?..
Hâlâ 'çocuk insanlar' varsa orada burada, dünyaya dair umut da olmalı değil mi ya... İşte sırf bunun için belki de, çocukları güzel yarınlar umudu ile uykuya yatırmak için kuşların kanadına dua yükleyip uçurmak gerek semaya... 31 güzel masal yer alıyor 'Mavi Kanatlı Bir Kuş'ta. Sadık Yalsızuçanlar, eserinde Mevlana'nın, Sadi Şirazî'nin, Bediüzzaman'ın eserlerinden ilhamla masallar anlatıyor. Masallarda mavi kanatlı bir kuş kanatlarına aldığı çocukları mecaz ve sembollerle örülmüş bir seyahatte göğün tabakalarında dolaştırıyor. Bu arada okuyucuyu da sürüklüyor peşi sıra...