
Bir gün taş gibi donuk bir adam kentin tek bankasına geldi ve
'bir övgü hesabı açtırmak istiyorum' dedi. Görevli, o kuşların
duygusunu nereden bilsindi. Tabi efendim, dedi, biraz bekleyin.
Adam kibirli bir gülümseyişle baktı. 'Zavallı aklım' der gibiydi,
görevlinin kafa sesiyle. Aynasına tapınan sersemlerden bu da. Taş gibi donuk adamı tanımamıştı. Kendisini çok yaşamış bir
kahin sanıyor da olabilirdi. Görevli gururdan yapış yapış bakışlarla
adamın gözlerine baktı. Bir gözü kördü. Bir eli delikti. Sabah
uyandığında alnında karanlık sözler yazılıydı. Boyu mağrur bir
kule gibi yükseltilmişti. Kapıda bekleyen oldukça süslü bir
bineği vardı. Üniforması tuhaftı. Pek çok yabani kelime söylüyordu.
Görevli yine tanımamıştı adamı. Yalana yalan demeye de dili
varmazdı zaten. 'Lütfen şöyle oturun efendim' dedi. Adam,
gök gürültüsü gibi toprak altında yatan sözler konuştu. Görevli,
dimağında yakan ateşi de fark etmedi, yüzüne saldıran cehennemi de.
Neyse uzatmayalım. Bir övgü hesabı açtı adam için. Bitirince
işlemleri oldukça önemli bir tutum takınarak cüzdanı uzattı, 'işte
oldu, artık herkesin yatıracağı övgüler hesabınıza geçecek efendim'
dedi. Taş gibi donuk adam, ver şunu sersem, der gibi aldı. Tek söz
etmeden çıkıp gitti. Bu dünyanın hayatı pek çabuk değişti.
Her insan için her an bir alem gitti yeni bir alemin kapısı açıldı.
Taş gibi donuk adamın faizli vadeli hesabına övgü üstüne övgü
yatırıldı. Kadının kuşkuyla koştuğu ormandaki şato ışıklandırıldı.
Söndürüldü. Tekrar ışıklandırıldı. Tekrar söndürüldü. Sonunda
Her şey yaz mevsiminin kucağına döküldü.
Her fani gibi övgü hesabı olan adam da göçüp gitti dünyadan.
Yıllar sonra hesabı açıldı, bakıldı.
Dehşete kapıldı. Oldukça şişkin bir sövgü vardı adamın hesabında.
Faiz mevduatı küçülten bir faizdi.
Her biri kendi gözüyle meşguldü.
DÜŞ BAHÇESİ
Yalsızuçanlar, Sadık.
Kırkambar Yayınları/Aç İç Oku/Şerbet Kitapları dizisi : 2.
İstanbul. Şubat. 1998 |