Odasının caddeye bakan penceresine her gün bir kuş gelir, onu alır ninesinin anlattığı masallara götürürdü. Kış eskiden kar yağdırırdı. Şimdi gökten kömür tozu, is ve radyasyon yağıyordu. İnsanlar sokaklarda gaz maskeleriyle dolaşıyordu. Giysi fuarlarında gaz maskeleri sergileniyordu. Semt pazarlarında oksijen tüpleri satılıyordu. Evleri kentin en işlek caddesine bakıyordu.
En çok ninesinin masallarındaki köyleri özlüyordu. Gözleri caddede koşuşan insanlarda. Gönlü kırlarda, dağlarda. Şırıl şırıl akan dereler, mis gibi temiz hava, berrak, masmavi gökyüzü. Kalbine yağan yağmurlar. Kuşlar! Hele kuşlar!
Papatyalar, yeşil çimenler, yayla yollarında kağnılar, koyunlar, köpekler...Bunları düşününce kendini kaybediyordu. Arıyordu arıyordu bulamıyordu kendini.
Bir de bakıyordu ninesinin beşiğini sallarken ayağına yedi dağın büyüğü
çarpmış...Kızıyordu, bir fiske vuruyor, yedi dağın yedisini de yıkıyordu.
Koşup bir meleğin gölgesine sığınıyordu. Bir de bakıyordu melek diye
sığındığı şey bir nar çiçeği.
'Nar çiçeği, nar çiçeği söylesene annem nerede?'
'Öldü annen'
'Hayır! Annem ölmedi. Kimbilir nerelerdedir şimdi? Bir kuş mu oldu bir kelebek mi? Yoksa mis kokulu bir çiçek mi?'
İşte böyle laf lafı açıyor, sonra insanı yolun ortasında bırakıp kaçıyordu. Bu öyküler gönlün kapısını açıyordu. Açılan kapıdan yeni ay doğuyordu.
'Ay yenisi! Ay yenisi!' diyordu, 'al kanatlarına götür beni buralardan,
mavi kanatlı kuşların ülkesine taşı beni'
Bir kuşu vardı. Kırmızı benekli, altın sarısı. Adı Sinan'dı. Bir
sabah penceresinden süzülüvermişti içeri. Ağladığını görünce,
'Neden ağlıyorsun?' diye sormuştu.
'Annem' demişti, 'annemi yitirdim'
O da ağlamaya başladı.
'Sen niçin ağlıyorsun?'
'Ben de annemi kaybettim'
Artık dertleşebileceği bir dostu vardı.
Üvey annesini Sinan da sevmedi. Onu gizliyordu odasında.
Babasının da haberi yoktu.
Üvey annesi en güzel yemekleri yediği halde ona bulaşık suyu veriyordu.
Sinan bir şey yemiyordu. Üvey annesi onu odasına hapsediyordu. Akşam
babası işten döndüğünde yaptıklarını anlatmaması için onu tehdit ediyordu.
Babası da ne yazık ki ona inanıyordu.
Bir akşam ışığı söndürüp pencerenin yanındaki kanepede oturdu, Sinan'la
dertleştiler.
'Annelerimiz nerededir kimbilir?' diye sordu Sinan.
'Anneler ölünce cennet kuşu olurmuş' dedi.
'Öyleyse bir de ölelim' dedi Sinan.
Güldü,
'sen zaten kuşsun' dedi Sinan'a.
Sabah oldu. Gün doğdu. Korkunç bir haberle uyandılar. Üvey annesi,
'bugün canım kuş eti istiyor' diye dolanıyordu ortalıkta.
'Eyvah!' dedi, 'Sinan tehlikede'
Hemen kaçmalıydılar.
'Kalk' dedi Sinan'a, 'gidiyoruz'
'Nereye?'
'Nereye olursa, hemen terketmeliyiz evi'
Sinan kanatlarına aldı onu, pencereden göğe doğru havalandılar.
Çok bulutlar aştılar, çok ülkeler geçtiler. Yazın üşüdü, kışın terlediler.
Gide gide büyük bir şehre geldiler. İhtişamlı, büyük saraylar vardı kentte. Kapılarında şenlikler, eğlenceler, şölenler...Baktılar, sarayın sahibi kapıda köpekle oynuyordu. Yarıçıplak kadınlar gençlerle söyleşiyordu. Yetişkin kızlar, delikanlılarla aşk şakaları yapıyordu. Kapıcı sarayın efendisi gibi davranıyordu. Sarayın içi bomboştu. Anlaşılan kimse, görevine ve kişiliğine uygun davranmıyordu. Görevliler, vazifesini ihmal ediyordu. Şaşkınlık içinde oradan uzaklaştılar. Başka bir saraya rastgeldiler. Kapıcı köpekle birlikte, giriş kapısında bekliyordu. İzin isteyip içeri girdiler. Yüzlerce oda vardı.
Herkes görevinin başındaydı. Kimse vazifesini ihmal etmiyor, ortalıkta boş dolaşmıyordu. Birinci daire yönetim katıydı. İkinci katta çocuklar ve genç kızların eğitim çalışması yapılıyordu. Üçüncü katta kadınlar el sanatlarıyla meşguldü. Son kata çıktılar. Sarayın efendisi buradaydı.
İndiler ve gizli bir geçitten dışarı çıktılar. Kentte dolaştılar. Bir sokağın köşesinde masmavi bir saray gördüler. Dikkatle bakınca, Sinan, 'baksana!' dedi, 'kapıda senin adın yazıyor' Şaşırdı. Dikkatle baktı, evet evet adı yazıyordu sarayın üzerinde.
Daha dikkatli bakınca farkettiler ki bunlar saray değil, insan.
'İnsan bunlar' dedi, 'baksana bunlar saray değil'
Sinan güldü.
'Bunda gülecek ne var?' diye sordu.
'Gördüklerimizin hiçbiri saray değildi aslında' dedi.
'Neydi peki?'
'İnsandı'
'Sen biliyor muydun?'
'Evet' dedi Sinan ve 'hoşçakal' diyerek havalandı.
Havalanırken bir meleğe dönüştü ve
'Kalbine bak' diye bağırdı, 'anne kalbe gizlenir'

DÜŞ BAHÇESİ
Yalsızuçanlar, Sadık.
Kırkambar Yayınları/Aç İç Oku/Şerbet Kitapları dizisi : 2.
İstanbul. Şubat. 1998 |