
Seni tanımıyorum adın Berfin belki bilmiyorum, ama oradasın, o uzak baharın içinde, gönül bir bağ ise onun içinde, bir yerdesin. Evin toprak damlı, kalın Pertekler üzerinde saman karılmış kalın bir çamur tabakasının üzerinde loğla sıkıştırılmış bir serinliğin altında, geniş ve duvardan duvara sedirli, yerde senin dokuduğun keçe kılından kırçıl kürt kilimi, üzerine değer seyyit alınlardaki derin çizgiler saflığın ışıltısında görünmüyor, zikirden sonra kalın saç sobanın üzerinde büyük bir çinko çaydanlıktan suyun buharı tütüyor, Muş tütünü içiyor baban...Dört dağın arasındaki vadide yamaca serpilmiş bu evlerin dünya ile bir bağlantısı yok. Ne tuhaf değil mi, burada, İncek'teki evimin penceresinden bakınca gördüğüm şu dört katlı malikaneyi çevreleyen çamların renginin bile gerçek olduğunu hissetmiyorken, seni, kömürkarası gözlerini, beline inen siyah saçlarını, soğuktan çatlamış ellerini, kor gibi yanan parmaklarını, yılın sekiz ayını kar altında geçiren, toprak kokan tenini, notaya geçirelemeyeck bir ezgi gibi çıkan sesini, karbeyaz dişlerini, kan rengi dudaklarını, zümrüt gerdanını, ah o ışıltılı seyit alnını, Allah okşayınca göz kamaştıran bir billur haline gelen alnını, simli kumaştan şalvarını, başındaki o tuhaf başlığı, ondaki kırmızı mavu sarı boncukları, ayağındaki kırmızı lastik ayakkabını, dağılan, hış olan halhalını, üzerine herhangi bir gölgenin düşmediği gövdeni, pervasız ve bir o kadar mahçup bakışlarını, içinde şikayete asla yer olmayan dilindeki sabrı, yalancının mazeretini kabul etmeni sağlayan hayanı, hiçbir sınırı olmayan şefkatini, murakabeye süreklilik katan sadakatini, baktığın her yerde Allah'ı gösteren yoksulluğunu ve bana, seni asla tanımadığım halde sonsuz bir muhabbet kazandıran varlığını gerçekmiş gibi görebiliyorum. Görüyorsun, görüşleri boşa çıkaran bir ceylansın sen. Bu bana seni yüceltme hali bağışlayan bir görüştür. Seni tanımıyorum diyorum ya, bundan da emin değilim, belki varsın ve tanıdığımı sandığın her şeyin gerçekliğini yok ediyorsun. Bu halinle aklıma daha önce gelmeyen bir yönden bana bağışta bulunuyor ve gözümdeki perdeyi açıyorsun. Bunu ne zamandır yapıyorsun biliyor musun, senin o dört dağın içindeki bağda bir gül olduğunu gördüğüm rüyanın sabahından beri...Tecellin yakındır, bana artık hiçbir şey yüz çeviremez. Ah Berfin, ah kış çiçeği, senin de ocağını söndürmüşlerdi, dedeni görmedin, onun babasını, kardeşlerini, köyleriniz yakıp yıkıldı, o yerler viran oldu, şivanların yankısı göğe vurdu...Sen üç yaşındaydın köyünüzden yanık et kokuları ve kara dumanlar yayılırken. O resme bakınca, Hakk'ın huzurunda oyun olmaz diyen şairi hatırlıyorum. O yaratıyorsa bunun bir hikmeti vardır. Bu sırrı biz bilemeyiz. Sana, ancak yüreğindeki kelimelerle seslenebilirim, bunu biliyorum bir tek. Bildiğim başka bir şey daha var : Seni ancak anarsam bulabilirim. Seni bana hatırlatan şeye bakıyorum şimdi. Şimdi onunla birlikteyim. Onunla beraber olmak seninle olmaktır biliyor musun? Bunu da yeni öğrendim.
Seni diliyor ve arıyorum evet bu doğru, seni tanımıyorum ve görmedim, bilmiyorum neredesin, nasılsın, kimsin, neler hisseder, nasıl yaşarsın, dünyanın ağırlığı altında neler yaparsın, kalbin acıdığında nolur, damarlarına yürüyen şey seni nasıl bir ürpertinin çıtırtısından geçirir, neyle örtünürsün, gözündeki örtüler nereye kadardır, kirpiklerin, kaşın, gamzelerin gülünce nasıl çiçeklenir bilmiyorum, ama soyunun büyük acılar yaşadığını biliyorum bak. Senin de Ahmed-i Hani'ye hayran olduğunu hissedebiliyorum. Ondan en çok sevdiğin dizeleri bile söyleyebilirim.
Beni asıl çıldırtan ne bilmek ister misin? Saflık çaba ile olmaz, insan kendi gayretiyle kirlenir ama hiçbir himmet saflığa ulaştırmaz, o su gibi renksiz, kokusuz ve biçimsiz olmaktır ki, gizinin aslı, içindeki esrikliğin tadıdır. Bunu ne sağlayabilir ki! Sen bundan habersizsin ve bu habersizlik saflığının en acımasız imasıdır.
Kapın orada, evinin bacasından tezek dumanı tütüyor. Üniformalı üniformasız silahlı adamlar sık sık köyünüze dayanır. Ekmek için tandırı yakar, hamuru yoğurur, terini gül oyalı, sarı zemine kırmızı puantiyeli tülbentine silersin. Terin gül kokar, gözlerin şeylerin ruhunu okuyor gibi bakar. Bu halinle yağmura benzersin. Sana, 'ol' denir ve olursun.
Yoksulluğun öldürücüdür, uzaklığın diriltici...Uzaklığının aynısında yakınlığının varlığı ve yakınlığının aynısında uzaklığının varlığı kuşkulu bir aldatmacadır. Allah'ın tuzağından asla emin olma der bakışların. Endamın, eğrilikte görünen doğruluktur.
Ah Berfin biliyorum oradasın, bundan eminim çünkü beni kendimden yok ediyorsun, kalbimin uçları sana doğru uzanıyor, gözüm senden başkasını görmüyor, işte varlığına en büyük işaret : gözlerimi gayrından perdeliyorsun.
Görüyorum orada dört dağ ve içinde bir bağ var, sen o bağın gülüsün, seni Hak saklasın gülüm seni Hak saklasın. |