
Cenazemin başındayım. Başımda örtü. Zebaniler kolluyor. Kemiklerim şehrin dört bir yanına yayılmış. Güneş yükseliyor. Kalbim avuçlarımda bir güvercin kanadı. Güneş kırılıyor. Vicdanımla bahara giriyorum. Güneş batıyor. Batınca kayboluyor. Kemiklerimi şehrin çöplüklerine savuruyorlar. Cenazemi arıyorum. Tabut. Keskin bir kedere gömülüyor kalbim. 'Emellerde beka arıyorsun.' Hayır. Zaman içinde başka zamanlara açılıyor kalbim. Çocuk şehrinde. Şehrin yıkıntısında mı? Harabelerden geçtim. Kadınları gördüm, kadınları; saçlarının çılgınlığına yarışıyorlardı. 'Hülyalar geldi dün akşam, geç vakte kadar oturdular. Eşi, şehir plancısı. Çılgınlıklarını anlattı.' 'Çocuk?' 'İstemiyorum.' Eski çılgınlıklarını anıyor. Hülya'nın yüzü niye çarpık? Harabelerden geçtim. Annem gece boyunca konuşup durdu. 'Perhizdeyim hayatım.' Belim iğne iplik olsun istiyorum. Sonra kuş tüyü hafifliği. Biliyor musun, çocuk?
Çocuklar akşam Tunalı'da Gaco'nun evindeler. Karanlığın gözyaşı içime doluyor. Bana cehennemi bağışlayanları görüyorum. Kalbimde hayat var mıydı? Kalbimi bir avuç zehre çevirenlerin zincire vurulu gülümseyişlerine aldandım. Sonra kadınları gördüm, kadınları, şehrin çılgınlığına yarışıyorlardı. Tıpkı bana hayretli ve dehşetli çocukları öğretenlerin gözlerindeki siyaha aldandığım gibi. Yazları denize kaçardık. Annem fakültedeki zamanını, babam şirketteki mesaisini, bana cehennemi bağışlamak için zorladılar. Çocuk şehrinde. Hayır. Evvelbahar içinde, çiçek egzos dumanları arasında. Ben erken gelmiş bir baharın bir şehri ve içindeki lanetlileri yeşile boğduğunu çocuğun martı çığlığından daha anlamlı çığlığında gördüm. Tabut. Anne sen üçüncü sınıftaki taşralı gençle. Anne ben tabutumu istemekteyim. Tunalıhilmi'de kapalı bir kutu içinde ömrümün meyvesini aramaktayım. Uzaktan uzağa ömrümün bütün yönleri görünmekte. Ömrümün meyvesi cenazem olmakta. Çocuk şehrinde. Ruhum eskimiş yuvasından yıldızlara uzanıyor. Ruhumun cehennemini hazırlayanların yüzü, ayak altındaki kemiklerimin toprağı ve çocukluk toprağım karıştığında perdesiz bir anlam kazanacak. Çocuk şehrinde. Yokluğa boşanan bir yönüm de var. Kuğulu'daki cehennem terbiyecileri. Çocuk şehrinde. Dünyadakilerin ömrümle yakınlığı, cenazemle yüzleştiriyor beni. Annem dün gece nerede olduğumu sordu. 'Çocuk şehrinde' dedim. Annem psikolog. 'Çocuk şehrinde' dedim. Gece nerede kaldığımı ısrarla soruyor. 'Çocuk şehrinde' diyorum. 'Babana bir kahve pişiriver' diyor. Babam, senelik izninden ötesini düşünmüyor. 'Esralar geldi' diyor annem. İrkiliyorum. 'Seni görmediklerine nasıl üzüldüler.' Daha şiddetli titriyorum. 'Yaşlanmış gördüm.' Sükunet buluyorum. 'Ayrılmışlar mı?' kahve taşacak. Dün gece neredeydim? 'Kahve taşacak, dikkat et!' Kahvenin taşmasını önlüyorum. Gözüm eski bir mecmua yaprağında. 'Ayın Dosyası' diyor, 'Kürtaj' 'Kadınlar aptaldırlar, çünkü aptallıktan kurtulmak istemiyorlar.' Sonra, bahar geliyor. Yıllardır bizde, baharın gelişi senelik izinlerin yaklaşışından başka heyecan getirmez. Annem 'Alanyadan daire alalım' diye gidiyor. Annemin fakültedeki dersleri, taşralı gençler...Beni bırakıp gidiyorlar. Annem acıyla gözlerime bakıyor. 'Ne var kızım?' babam piposu için kibrit istiyor. Geceyi soruyor. 'Çocuk şehrinde' diyorum usulca. Annem, 'bahçeye çıkalım' diyor. Babam, 'hangi bahçeye?' diyor.Kalbim bir avuç dolusu zehir. Çocuğun mecmuadaki silüeti. Kürtaj maddesine bakıyor. Sözlük. Çocuk şehrinde. 'Yeni şiirin var mı kızım?' 'Efendim?' 'Çiçeğe bak!' Farabi Sokak'taki ihracat firmasında çalışan Bayan Andre'nin masasının üzerindeki çiçek. Andre ihracat bağlantıları kuruyor. İlk görüştüğümüzde İtalyanca lirik bir şiir okumuştu. 'Bir meta olmuşuz' demişti. Hayatımız cinayetlerle dolu. Hayatının yönlerini anlatmıştım. Dün gece Tunalı'da değildim. Annem 'şimdi de ağlıyor, Çetin, ben bu kızı hiç iyi görmüyorum.' diyor. Babam benimle ağlamaz. Annem gece nerede olduğumu soruyor. Çocuk şehrinde. Anneme mahvolup olmadıklarını soruyorum. 'Bu kızı hiç iyi görmüyorum Çetin' diyor. Babam, seçimlere hazırlanıyor. Annem makyajını yeniliyor. Dışarıda klakson sesleri. 'Söyle!' Bir'i çağırıyorum imdada. Bedenimi kenetleyen iğrenç kollar, yavaş yavaş çözülüyor. Kendimi bir başka bahara salıyorum.. 'Sen' diyor annem, 'gelmiyor musun?' 'Hayır anne!' Çocuk şehrinde. Gece yarısı. Çıt yok. Çankaya'dan yürüyerek Kızılay'a iniyorum. Karanlık. Oradan Sıhhıye'ye. Karanlık. Çay bahçesi kapalı. Aniden her şeyi aydınlık kazanıyor. Pırıl, pırıl. Göz kamaştırıcı. Olduğum yere yığılıyorum. Meydan. Bir insan yığını. Göz kamaştırıcı. Şehrayin. Kadınlar, yetmiş kat hulle içinde iliklerini gösteriyor. Ses. Çocuklar kadınların saçlarında çılgınlık şarkıları söylüyor. Kalbim avuçlarımda. Yığın büyük ve güçlü bir avize gibi parıldıyor. Ellerim büyüyor. Büyüdükçe yığına uzanıyor. İçim alev alev. Ses. Dünyaya sığmıyorum. Kalbimin şiddetle sarsıldığını, içten içe yandığını hissediyorum. Karanlık bir nokta merkez oluyor. Sevda. Karanlık bir çizgi uzanıyor ruhumdan. Karanlık, şehrayinin simetriği oluyor. Ses. Şehvet ve iffet. Vitrin kadınlarının bulvar sisi talanı başlıyor. Gözlerini kezzap çarmıhına geriyorlar. Zerdüşt suratlarına gökyüzünde yer arıyorlar. Pusu. Vitrin kadınları koro oluyor. Karanlığa doğru tecrit istiyor ruhum. Tiyatroya uğruyorum. 'Evet' deyip sonra niye provalara gelmediğimi soruyorlar. Adeta hesaplaşıyorlar. Yüzlerine bakıyorum, utanıyorlar. 'Ben bahara giriyorum' diyorum, gülüyorlar. Utanmazlar...Bahara ikinci girişim başlıyor. Baharın çiçek sahifesi açılıyor. 'Yeryüzü bir çiçektir' diyorum. Yeniden doğar mıydım? Tunalıhilmi gözleri cehennemdi. Açma onu. Hayır. Şehrin içini gördüm. Damarıma şırınga ediliyor. Bahar da bir çiçektir. Güneş de. Kalbim titriyor. Et. Annem beşçaylarını terk etmişti. 'Bu kızı hiç iyi görmüyorum.' Yağmur. Vicdanım ıslanasıya yürüyorum. 'Yeni bir şiirdir' diyor annem. Babam maceranın sonunun merak ediyor. Yağmur. Kalbim sırılsıklam. Et. Annem bir keşif heyecanıyla, 'Yoksa bu kız?' Gece. Bir ben miyim? Her şey yokluk karanlığında. Baharı alıp götürmeye kudreti var mı şehrin? Yokluğu getirdi, yeter. Anneme nasıl anlatacağım hiç düşünmüyorum. Yeni bir kaygısızlık yeni bir bahar getiriyor. Cennet bir çiçektir. 'Aşık bu kız!' irkilme. Et. Yağmur koşuyor imdadıma. Annem, sessizliğiyle geceyi soruyor. Çocuk şehrinde. Lezzet, sonsuz bir ölümle mahkum oluyor. Ruhumu, gece içinde başka bir geceye salıyorlar. Karanlığa doğru tecrit istiyor ruhum. Kötü videolardan geçtim. Her şeyin çiçek olduğu, çocuğu köpeklerle birlikte gördüğüm bir zamanda karanlığa çekiliyorum. Süslü köpek. Girdiğim dünya, büyük ve güzel bir insan oluveriyor. Sessizce ağlıyorum. Her şey düzenli. Ağaçlara bakıyorum. Meyveler güneşin ışıkları gibi. Çocuk şehri. Oku. Ses. Örümcek sessizliği, akrep çığlığına dönüşüyor. Kalbimi yokluyorum. vicdanımı yokluyorum. her şeyi yokluyorum. yokladıkça varoluyorlar. Çığ gibi büyüyorlar. Çığlığım gibi yükseliyorlar. Sonra. Oyuncak çiçekler, vazolar, biblolar...Kalbim elimden önce yaklaşıyor. İhtimamla kucaklıyor. Sonsuz onlarla olmak istiyor kalbim. Vücudumun eridiğini görüyorum. Sonsuz bir devamla onlarla kalmak istiyor kalbim. Bir şimşek aydınlığı. Kalbimin kucakladığı yapma çiçekler küçülüyor. Tabut. Babam horluyor. Annem kalkmış çalışma odasında. Çığlığımı duymuyorlar. Bir ara annemi başucumda görüyorum, gülümsüyor. 'Kahve alır mısın?' Çocuk şehrinde. Et ve kemikten ibaret sakıt maddesiyle ölçülecek. Onun güzel isimlerinden yansıyan nakışları söndürdüm. Acı. Tiyatroya son uğrayışım. Çocuklar, gözlerime bakmıyor. 'Sende bir gariplik var' diyor birisi. İğreti. Et. Repliğini tekrarlıyor. Rol arkadaşı Semra geliyor yanına. Kekremsi. Et. Yönetmen yanıma geliyor. Çenesindeki bir tutam sakala asılı. Mezuniyet kokteylindeki zavallı hali. Fakültenin değişik kürsülerinden topladığı kızlar gülüşüyor. Sigara uzatıyor. İkincisini yakıyorum. Tunalıhilmi'de buluyorum kendimi. Balkondan sarkan deniz anaları. 'Partilere gelmiyorsun, öyle çılgınlıklar yapıyor ki çocuklar.' 'Kuzum nen var senin?' Çay bahçesine son gidişim. Hangi masaya otursam? Annemin öğrencileri. Sigara. Kuğulu'yu son gezişim. Yabancı elçiliklerin gecelerinden kalma şaşı kadınlar. Annem çalışma odasında. Babam balkonda şezlonga uzanmış, evrakları inceliyor. Odamda, karalıktan kalma bir avuç zehir. Zifiri karanlık. Kemiklerim dağılmış. Cenazemin başındayım. Başımda örtü. Zebaniler kolluyorlar. Mezarımdan bir damla kan gibi süzülen kemiklerim şehrin dört bir yanına yayılmış. Güneş yükseliyor. Kalbim avuçlarımda bir güvercin kanadı. Güneş dönüyor. Vicdanımla bahara giriyorum. Güneş batıyor. Tabutumu kucaklıyorum. Bahara son girişim. Dilimde solmuş çiçeğin son usaresi. Acı. Çocuk şehrinde.
|