
Herşey karanlığı gören yarasa nefretiyle başladı. Biz O'na kurbandık. Bunu tekbirlerimizle açıkladık. Tekbirimizle nefislerimizi kurban ettik. Babam kurbanda koçu keserken tekbir getirirdi. Ben korkardım. Annemin yanına giderdim. Koçun sesinden ürperirdim. Tekbir ne demek anne? Nefislerimizi kurban ettik. Elif gibi yapayalnızım. Zamanın seninle süslenmesini isterdim derdi ninem. Deniz köpüğü üzerinde at sürmek, şimşek ışığında mektup okumakla.
Eğer annen senin ölümünü isterse amacı...derdi ninem. Leyla geliyor. Leyla'nın gelişini gören manav, berber, terzi, şoför, işçi, memur emeklileri sokağa taşıyor. Elif gibi yapayalnızım.
Deve dikeni, ateş, servi, söz küheylanı, nergis, yarasa, reyhan, fesleğen, red cevabı, karga yüzü, tatlı bal, yılan zehri. Can çekişmek nedir anne. Ateşten yaratılanlar, topraktan yaratılanlara kin gütmekte. Elif gibi yapayalnızım. Leyla otele yaklaştıkça gözler artıyor, bakışları azıyor.
Leyla azalıyor. Zaman küçülüyor. Akılla melek birdir. Elif gibi yapayalnızım.
Kargaların artığı ölü bir kuştu, kemiği dağılmış kurumuştu. Bütün hareketlerin o parmaklardan geliyor. Başın, dört yolun/lütuf, kahır, hidayet, dalalet/birleştiği yerde. Ay nerede? Güneş nerede?
Akıllar, nefisler, melekler nerede? Leyla azaldıkça azaldı, küçük ve saydam bir çiğ oldu, toprağa döküldü. Başına üşüştü insanlar. Toprağın gözleri onları korkuttu. Taşa, nice yıllar 'Yakut ol' derdim dedi ninem. Elif gibi yapayalnızım. Dolunay sabahın temelini atarken, salkımsöğüt saçlarını dağıtınca, ovalara düşmek kayıdı Leyla'ya düşer. Dönüp duran gökyüzü saatine akrep lazımdı, zamanında dilediğini arzetti. Bir seher çağı, ruhlar bağışlayan sabah bahçeyi diriltti.
Elif gibi yapayalnızım. Su ateş içindeydi, ateş senin içinde. Harabeler süprüntülere yönelir.
Harabe hitaba vesile, tufan şükre. Elif gibi yapayalnızım. Gece ansızın çıkıp geldi. Öyle soluyordu ki burun delikleri hızlı ve geniş açılıp kapanıyordu. Ne istiyorsun dedim.
Ruhumu dedi. Ruhunu alıp götürdüler dedim. Çok var ki, uyku nedir bilmiyorum. Dedim ya elif gibi yapayalnızım. Şimdi oradayım. Lalezar pavyonda. Buraya dost pamuğunun ateşlendiği yerden kalkıp geldim. İnsan için, semender tabiatlı diyordun. İnsanlar burada diğer insanların ruhlarını alıp götürüyor. Kimi Mardinli bunların, kimi Diyarbakırlı, Urfalı, Malatyalı, Elazığlı, Kırşehirli. Bazıları birbirine küfrediyor, bazısı sarılıp ağlaşıyor. Masaya biri geliyor. Leyla'yı işaret ediyorlar, bir daha gelsin diyorlar. 'Hamal mısın?' 'Bir sen yoktun!' 'Boş ver arkadaş.'
'Kimdi senin yanındaki?' 'Deli misin?' 'Tersoyuz bugün ağbi.' Dedim ya elif gibi yapayalnızım.
Leyla geliyor, taşkınlıklar, coşkunluklar, alkışlar! Leyla ruhunun alınıp götürülmesinden sonra Barınak Hotel'de bir kediyi arkadaş edinmiştir. Akşamları gelir oryantal sonrası kediye çorbalar, pideler, ciğerler, şişler alır, yedirir. Leyla'yı nineme anlattım. Ninem bir ağladı, bir ağladı ki beni de ağlatacaktı. İçim bir tuhaf oldu, kendimi zor tuttum. Yapma nine dedim. Ninem, orada insanlar birbirlerinin canlarını alıp götürüyorlar demek dedi. Ninem Leyla'ya dualar etti. Dedim ya elif gibi yapayalnızım. Bakmayın siz, şimdi Lalezar'dayım, biraz sonra Harem'de olacağım. Eski devlet büyüklerinin haremde değil! Sonra Şanzelize'deyim. Bir bakarsınız Maltepe camiindeyimdir bir bakarsınız Hacıbayramda. Bir de bakarsınız
Soğuk
Yılan
Ejder
Mat. Halk, kadın erkek esirdirler!
Şimdi yine dost pamuğunun ateşlendiği bir yerdeyim. Leylanın bu kadar esirleştiğini bir ninem görmemişti, ona da ben söyledim. Dedim ya elif gibi yapayalnızım. Birazdan babam da gelir.
Babama hiçbir şeyden söz etmemeliydim. Zaten o benim çalışmamı hiç mi hiç istemez.
Birgün bardaktan boşanırcasına yağan yağmur altında son model Mercedes'in arka koltuğuna kurulmuşumdur. Zihnimde, caddede koşuşan yoksul çocuklara, dilencilere memurlara acılı destanlar kurmuşumdur. Bir de dönüp bakmışımdır ki, Mercedes'in arka koltuğuna bir güzel kurulmuşumdur. İçerisi sıcaktır, sileceklerin hareketlerini izliyorumdur. Bir kadın geçiyordur kaldırımdan, üzerine sıçrayan sular, yüzündeki boyaları netleştiriyordur. Ben dilencilere, yoksul çocukların arsız yüzlerine bakıyorumdur. Tekrar dönüp bakıyorumdur ki, elif gibi yapayalnızımdır. Bir gün garson, 'abi, seni çağırıyor dedi. Çıktım. Yüzdört numaralı odada kalıyordu. Kapıyı usulca tıkırdattım. 'Gel Enis gel' dedi. Girdim. Genzime ter ve purfüm kokusu doldu. Kapıyı açık bıraktım. Güldü. 'Sen' dedi, 'adına benziyorsun.' 'Sağol' dedim usulca. 'Benim için dua eder misin?' dedi. 'Bir duam var zaten' dedim. Hıçkıra, hıçkıra ağlamaya başladı. 'Biliyor musun, bizim gibilere ne diyorlar?'dedi. Sustum. Başımı önüme eğdim. Bakışlarımı kaçırıyordum. 'Yeniden başla' dedim, 'herşeye', salak bir laf olduğunu bile, bile. 'Yeniden?' 'Tabii, niye olmasın?' tatsız bir şeyden söz etmişim gibi sıkıldım. 'Adımı biliyor musun sahi?' 'Leyla' dedim. 'Hayır' dedi. Bir müddet sustuk. Usulca, 'Hafize' dedi. 'Yedi yaşımdayken hafız olmuşum. Babam istemişti de Hafize olmuştu.' Sesinin güzel olduğunu biliyordum. Birden, Kur'an okur gibi düşündüm. Tekrar hıçkırmağa başladı. Ağlamaları istem dışı bir hal almıştı. Son zamanlarda sürekli ağlıyordu. Bir-iki defa topal, ihtiyar bir kadınla küçük bir çocuk gelmişti. O zaman eski garsonlardan birine sormaya akıl etmedim. Şimdi anlıyorum. Çocuk 'anne!' demiş olmalıydı nazlı sesiyle; kadın 'kızım!' Onlar geldiğinde tedirgindi, sinirliydi. Garsonları azarlamış, sigara üstüne sigara içmişti. 'Mübarek gecelerde tanıdıklara Yasin okurdum. O Yasin paralarından biriktirdiklerimle aldığım elbiseyi hala saklarım. Mevlid de okurdum. Kadınlar, benim okuduğum mevlidlere, ilahilere bayılırlardı.' 'Sonra?' 'Sonrası soğuk!' Karanlığı gören yarasa nefretiyle başlamalıydı. Karanlığı gören gül kokusuyla.
'Bir defasında çoğu kadınların kendinden geçtiğini hatırlıyorum. Geçi' adında kara-kuru bir yaşlı bir kadın vardı. Bayılmıştı da, kolonyağı, gülsuyu, zor ayıltmışlardı.' Resepsiyon memuruna telefonlara cevap vermek istemediğini söylemişti. Yoksa, şimdiye dek arayanların sayısı onu geçmişti. 'Leyla Hanımla görüşebilir miyim?' 'Leyla Hanımlar yoklar efendim.' 'Leyla yok mu?'
'Leyla!' 'Leylacığım!' Kedinin sesi duyuldu. Elif gibi yapayalnızım, diyorum. İnanmıyor musunuz? Uyku derseniz zerresi yok. Şimdi gecenin yarısıdır, belki de çeyreği, ne fark eder? İnsanlar uyuyorlardır. Hasan Efendi hala uyumamıştır. Kazanın tamiri gece de sürüyordur. Küçük çocuğu, türkçe ödevinin yapılması için ansiklopedi gerektiğini söylemiştir.
Hasan Efendi, 'nereden bulayım şimdi sana, var git yarın bir arkadaşından bakar yazarsın' demiştir. Orhan Bey'in İstanbul Erkek Lisesinde okuyan çocuğunun almancası zayıftır. Orhan Bey, Mürdür Beyden telefonla öğrenmiştir bunu ve uykuları kaçmıştır. Müdür beye nasıl bir almanca hocası tutmak gerektiği konusunda akıl danışmaktadır. Mercedes caddelerden, sokaklardan engelsiz bir su gibi akıp gitmektedir. Orhan bey ellerinde ağır çantalarıyla koşuşan yoksul çocukları Müsteşar beye işaret etmektedir. O gece sabahı zor ettim. İki gündür işe gitmiyordum. Bir patronun yüzünü merak ediyorum, birde müdüriyet işlerinin karma karışıklığını. İsteksiz, isteksiz yataktan kalktım. Giyindim. Çay demledim, içtim, dışarı çıktım. Yürürsem, en az yirmi dakika sonra oteldeyim. Otobüs geldi. Otelin yakınında durak vardır.
Otobüsten inenler müdüriyet odasından rahatça görülebilir. Kapıdan adım atar atmaz bir telaş olduğunu fark ettim. Garsonlar oraya buraya koşuşuyorlar, kimi müşteriler telaşla dolaşıp duruyorlardı. Resepsiyona yaklaştım. Memur, 'nerelerdesin iki gündür, yahu?' 'Ne var?' dedim, 'bu telaş ne?' Telefon çaldı. Garsonun biri restorana gidiyordu. 'Ne var? Ne oldu?' dedim.
Büyük bir soğukkanlılıkla, 'Leyla Hanım' dedi, 'intihar etti.' Elif gibi yapayalnızım, diyorum. Eşyaları arabaya taşınıyordu, topal, yaşlı bir kadınla eteğine yapışmış küçük bir çocuktu görünen.
|