
" (...)
Beni karakola götürdüler. İfademi alırlarken ismini bilmediğim bir görevli bana soru sordu. Soruyu anlamadığımı söyleyince, görevli ayağa kalktı. Bir anda karın boşluğuma tekme attı. Darbe sonucu düştüm. Düştükten sonra aynı kişi tarafından yine tekmelendim. Tekmelerden sonra kan kokusu hissettim. Ardından beni nezarete attılar ve ısrarlarıma rağmen doktora götürmediler. Olaydan dört saat sonra fenalaştım. Ancak bunun üzerine doktora götürdüler. Doktora oruçlu olduğumu ve yemek yemediğim için fenalaştığımı söylememi istediler. Öyle yaptım. Ama ağrım geçmiyordu. Hastanede sabaha kadar kıvrandım. Ağrılar dayanılmazlaşınca nöbetçi doktora gittim. Gerçeği anlattım. Bayılmışım. Dalağım patlamış tekmelenme anında.
9
Saat beşte eve geldiler. Beni ayrı bir odaya götürerek soyun dediler. Ben de buranın emniyet olmadığını söylediğimde, 'sen bilmiyor musun, biz insan değiliz. Bir insanların ciğerini alırız' dediler. Soyunmayınca bir görevli zorla üzerimdeki tişörtü kaldırdı. Diğerlerine göstererek ağza alınmayacak küfürler etti. Bana sarkıntılık yaptılar. Sonra küçük kardeşimi, 'ablan kiminle konuşuyor, konuştuğu kişiler nasıl, konuşması nasıl diye sorguya çektiler. İki yıldır baskılar nedeniyle sık sık iş değiştiriyorum. Çalıştığım işyerine gelen siviller, iş sahibine, 'bu teröristtir, bunu çalıştırmayın' diyorlardı. Bundan dolayı birçok işyeri sahibi basit gerekçelerle beni işten çıkardı.
10
Olay günü yeğenimle birlikte gözaltına alınıp götürüldüm. Burada elbiselerim çıkarıldı. Çırılçıplak soyuldum. Göğüslerimi ve cinsel organımı sıkarak taciz ettiler. Hamile olduğumu söyledim. İçlerinden biri, 'onu düşür, bir tane de benden yaparsın' dedi. Bir başkası vücuduma copla vurmaya başladı. Sol kolumda şiddetli bir ağrı oldu. Yere yıkıldım. Kolum kırılmış. Hastaneye kaldırıldım. Çıplaktım. Elbiselerimi parçalamışlardı. Bu halde koridorlarda gezdirildim, tuvalete götürüldüm. Tazyikli su altında tutuldum. Biri tuttu beni kollarımdan sıkıca kavradı, birden cinsel organıma bir şey soktular. Hortum olduğunu sonradan anladım. İçime tazyikli su verdiler. Bayılmışım. Ertesi gün nöbetçi hakime çıkardılar. İfadem alındı. Ne söylediğimi hatırlamıyorum. İfadeden sonra cezaevine sevkedildim.
11
Gözaltına alındığım akşam, yeğenimin yaşgünü kutlanıyordu. Eniştem benim de çok sevdiğim meyveli pastadan almıştı. Armağanılarını verirken kapı çaldı. Hırsızlık iddiasıyla gözaltına aldıklarını söylediler. Tabi kimse inanmıyordu. Ablam fenalık geçirdi. Eniştem de gelmek istedi. Karşı çıktılar. Camları siyah bir otomobile bindik. Onbeş yirmi dakika kadar gittik. Bin binanın zemin katına girdik. Karanlık, büyük bir salona götürdüler. Beni soydular. Şimdi öt bakalım dedi biri. Ben ne istiyorsunuz, dedim. Bize numara yapma diye bağırdı birisi, birden tekme tokat vurmaya başladı. Neye uğradığımı şaşırmıştım. Burnum sızlıyordu. Herhalde kırık olmuştu. Kanlar böyle yere saçılmıştı. Yığılıp kaldım. Bıraktılar. Bir iki saat sonra tekrar geldiler. Görevlilerden biri bana zorla oral seks yapmamı söyledi. Yapmayınca saçımdan tutarak başımı duvara vurdu. Zorla yaptırdı. Sonra ben kusmaya başladım. Yere serilmiş bir haldeydim. Kusmukların içindeydim. Sonra üzerime işemeye başladı. Ertesi gün işlem devam etti. Ertesi gün beni altı yedi erkeğin bulunduğu bir koğuşa bıraktılar çırçıplak bir halde. Birkaç gün burada bir köşede kıvrılmış bir halde kaldıktan sonra çıkardılar. Alıp beni tuvalete götürdüler. Sen çok kirlenmişsin dediler. Tazyikli su sıktılar. Bayılmışım. Kendime gelmeye başladığım, birinin elindeki copu cinsel organıma sürttüğünü farkettim. Sonra zorla bana sahip oldu. Ben yine kendimden geçmişim. Zaten o günden sonra kendime hiç gelemedim. Mahkeme bitip de beraat ettikten sonra uzun süre pisikolojik tedavi gördüm. Ne zaman su sesi duysam düşüp bayılıyordum. Korkumdan ve utancımdan başımdan geçenleri anlatamadım. Tabi avukatımız başsavcılığa işkenceden dolayı suç duyurusunda bulundu. Ama iş işten geçmişti. Takipsizlik kararı verilmiş.
12
Onbeş ekim günü oğlumun gözaltına alındığını duydum. Neden gözaltına alındığını öğrenmek için karakola gittim. Görüşmeme izin verdiler. Kendisine yemek ve sigara götürdüm. Bana bir suçu olmadığını söyledi. 'Beni birisiyle karıştırıyorlar' dedi. Oğlumu son gördüğümde bir şeyi yoktu. Kendisiyle görüştüğümde gayet sağlıklıydı. Mahallede manavlık yapan Seydi Güllük de oradaydı. Oğlumun kendisine yirmibeş milyon lira borçlu olduğunu söyleyerek, 'bu parayı bana verirsen oğlun kurtulur. Yoksa burdan ölüsü çıkar' dedi.
Görevlilerin yanında bunu bana açık açık söyledi. Daha sonra öğrendiğime göre adını bilmediğim bir görevli, Seydi'nin akrabasıymış. Oğlumun Seydi'yle bir alacak verecek meselesi yoktu. Bildiğim kadariyla birbirlerini de tanımıyorlardı. Onaltı ekimde tekrar karakola gittim. Karakolda, 'oğlunu hastaneye kaldırdık, gel çay içelim' diyerek kahveye götürdüler. Beraber çay içtik.Kendilerine inandım. Oysa o sırada oğlumun cesedini karakoldan alarak adli tıpın morguna götürmüşler. Bana daha sonra 'oğlun hastanede' dediler. Kahveden çıkıp oraya gittim. Oğlumu hastane yerine adli tıpın morgunda bulduk.
13
Eve gelen görevliler babamızı bir odaya soktular. Odadan sürekli bağırma sesleri geliyordu. Sanıyoruz işkence yapıyorlardı. Bir saat içeride kaldıktan sonra dışarı çıktılar ve babamızı panzere bindirip götürdüler. Babamız şimdiye kadar hiçbir siyasi olaya karışmamıştı. Devletle sorunu olmayan bir insandı.Gözaltına alındıktan sonra bir gün sonra jandarma karakolundan telefon ettiler, 'gelin babanızı alın' diye. Karakola gittiğimizde babamın cesedini torbaya konulmuş halde avluda bulduk. Cesedin üst tarafı tamamen parçalanmıştı. Bize verilen defin ruhsatında, babamın mayına basarak öldüğü belirtiliyordu.
14
Şubatın onüçüydü. Akşamdı. Evimizin kapısı şiddetle çalındı. Babam camideydi. Annem ve kardeşlerimin bağırtıları arasında, zorla alarak götürdüler. Bir araca bindirildim. Gözlerimi bağladılar. Araçtan dışarısı görünmüyordu. İçeride tuhaf giysili bazı kimseler olduğunu gözlerimi açtıklarında farkettim. Araç asfalt bir yola girerek uzun bir süre gitti. Sonra yeniden tozlu, engebeli bir yolda gittik. Sağa sola devriliyordum giderken. Araba sallanıyordu. Bana bakıp gülüyorlardı. Sormayı düşündüm. Sonra vazgeçtim. Korkuyordum. Araba nihayet durmuştu. İndirdiler. Tekrar gözlerim bağlandı. Sürükleyerek götürdüler. Birisi bağırdı, 'bu mu', 'evet efendim' dedi kolumdan tutanlardan biri. 'Götürün' dedi, 'ikiyüzbeşe bırakın'
Hiçbirşey anlamıyordum. Meğer biri beni örgüt üyesi diye ihbar etmiş.
Sorguya aldıklarında çırılçıplak soyuldum, sonra hortumla soğuk su dökmeye başladılar. bazen askıya alıyorlardı. Sorgucular, ellerini vücudumun çeşitli yerlerinde gezdiriyor, göğüslerimi sıkıyorlardı. Rütbeli olduğu ona olan hitaplardan anlaşılan bir kişi, sarkıntılık ediyor vücudumun çeşitli yerlerini öpüyordu. Çıplak vaziyette iki kişi ayaklarımdan tutarken, o üzerime uzanıyordu. Bu taciz ve işkence seansları iki günde bir yapıldı. Öldürülen örgüt üyelerininin fotoğraflarını göstererek, ''ak bunları gözaltına aldıktan sonra giydirdiğimiz gerilla giysisiyle dağa götürüp öldürdük''dediler. Birkaç kez bana da o kanlı giysilerden giydirdiler. 'Suçunu kabul et, yoksa seni diğerleri gibi dağa götürüp öldüreceğiz. Sonra da televizyonları çağırıp çatışmada öldü diyeceğiz' sözleriyle tehdit ettiler.
15
Yirmibeş mayıs günü saat beş sularında sivil bazı güvenlik görevlileri evimize baskın yaptılar. Annemin adını sorduktan sonra döverek evdeki bir odaya aldılar. Odada önce soydular sonra bir sopayı cinsel organıma sokmak istediler. Başıma bir poşet geçirerek yaklaşık on dakika bunu uygulamak istediler. Direnmem sonucu vazgeçtiler. Giydirdikten sonra devlet hastanesinin yanındaki bir binaya götürdüler. Burada beni binanın bodrum katına attılar. Çırılçıplak soyup bir tahtanın üzerine uzattılar. Ellerimi ve bacaklarımı bağladılar. Bir kablonun bir ucunu ayak başparmağıma, diğerini cinsel organıma bağladılar. Diğer bir kabloyu da dilimde ve göğüs uçlarımda gezdirerek elektrik verdiler. Sürekli küfür ediyor ve tanımadığım birileri üzerine ifade vermemi istiyorlardı. Yürüyemiyor ve sürekli baygınlık geçiriyordum. Aç, susuz bırakıyorlardı. Altıncı günden sonra beni başka bir hücreye götürdüler. Hücrede üç bayan daha vardı. Burada üç gün boyunca yaralarımızın üzerine buz koyarak ve ilaç vererek izleri kapatmaya çalıştılar. İşkencenin sekizinci gününde, 'beni öldürün, artık kurtarın beni' diye bağırdığımı hatırlıyorum. Biri, elindeki silahı uzatarak, 'al' dedi, 'kendin öldür.' Silahı aldım, başıma dayadım, tetiği çektim. İçini boşatmışlardı. Çıktıktan sonra çocuklarımı dövüyor, sigara külü yiyordum. (...)" |