
Muharrem yaklaşıyor...Yakında Kerbela'da 'cennet yiğitlerinin seyyidi olan Hz. Hüseyin'e kıyıldığı hüzün günleri başlayacak.
'Ben hüzün peygamberiyim' diyen Allah Elçisi'nin modern zamanlardaki en büyük sevdalısı Mehmed Akif Ersoy'un diliyle söylemenin vaktidir :
'Yıllar geçiyor ki yâ Muhammed/Aylar bize hep Muharrem oldu/Akşam ne güneşli geceydi/Eyvah o da leyl-i mâtem oldu'
Muharrem kutlu ayların en kutlusu, hüzünlü günlerin en hazinidir.
Ali'nin gözünün nurlarından dördünün cennete uğurlandığı aydır.
Kerbela'da şehitlerin şahı Hüseyin dışında Hz. Ali'nin dört evladı daha şehid olmuştur ve üçünün adı şöyledir : Ebubekir, Ömer, Osman.
Ali, Allah'ın sonsuz ve mutlak isimlerinden bir isimdir. Manası yüce demektir. Ali, yücedir, Yüceler Yücesi'nden alır yüceliğini. Ali bizim şahımızdır. Şah, sultandır. Ali, velayet sultanıdır. Ali'ye en çok yakışan sıfat veli'dir. Veli, dost demektir, Asıl Dost'a yakın olmaktır. Ali, yücedir, manevi kişiliğiyle semaya yükselmiş, Rahman isminin arşı kuşatan bulutuna girmiş, bir adalet ve merhamet yağmuruna dönüşmüştür. Ali ile Fatıma, dünyanın en yoksul ailesidir. El-Hüseyni'nin dediği gibi, 'fakirlik insanı Allah'a ulaştıran en güzel yoldur' Ali bu yolun şahıdır. 'Allah'ı gördün mü? O görünür mü?' diye sorulduğunda, 'ben görmediğime inanmam' diyen bir sultandır Ali. Bu ihsan düzeyidir. O'nun çağımızdaki büyük varisi Bediüzzaman bunu, 'gayb perdesi açılsa yakinim ziyadeleşmez' şeklinde aktarır.
Ali, Yücelerden de Yüce Olan'ın Gayret kubbesinde gizlenmiş büyük abdallardandır. Abdal, bedel'den gelir. Allah kamil insanı yaratır ve dünyayı temsil yükünü ona verir. Görevi bitip, ömrü sona erdiğinde yerine başka bir yetkin insanı yaratarakonunla değiştirir, bedel yapar.
Ali, Meryem makamının en büyük varisi ve 'kevser'i olan Fatıma'nın yareni, sevgilisidir. Fatıma, iffetin diğer adı olan Betül'dür, Ali'nin gözünün nurudur. Ali, Fatıma'nın nuru ile görür, Fatıma Ali'nin kulağıyla işitir.
Fatıma cemale yürüdükten sonra evlenir ve aynı zamanda Ömer'in damadıdır Ali.
Hz. Ali, yoksulluğun, adaletin, irfanın ve barışın/esenliğin sultanıdır.
Bir gün hiç paraları yokken, sadece altı dirhem parası varken ve çocuklarına yemek almaya giderken yolda kavga eden iki insan gördüğü zaman Hz Ali "Niçin kavga ediyorsunuz? Şu alemde Allah'ı düşüneceğiniz yerde niçin birbirinizle mücadele ediyorsunuz?" dediğinde adamlar "Biri diğerinden altı dirhem alacağı için kavga ettiklerini söylediğinde Hz Ali son kuruşuna kadar çıkarıp onlara verdi. Evine geldiğinde eli boş, karıcığı ona baktı ve dedi ki "Ya Ali, hiç mi bir şey almadın?" "Ama ara düzelttim ya Fatma" dedi. Hz Fatma'nın yüzünde derler nurlu bir gülümseme belirdi. Memnundu kocasının bu güzel hareketinden. Daha sonra Hasan'la Hüseyin ağlamaya başladılar açız diye. Yola çıktı Hz Ali bu acı manzaraya dayanamazdı. Yolda bir adama rastladı derler. Elinde besili bir deve "Ya Ali bu deveyi sana satmak isterim, ucuza satacağım." "Param yok" der Hz Ali. "Olsun" der adam. "Bu deveyi sana vermeyi çok istiyorum.150 dirhem bu deve. Al sonra ödersin." Alır Hz Ali 150'ye o deveyi. Yolda giderken başka adama rastlar. O adam, "Ya Ali" der, "Ne güzel bir deve bu. Ben bunu 300'e alayım ne olursun reddetme beni." Hz Ali "ama ben bunu 150'ye aldım" der. "Olsun, ben çok beğendim bunu" der. Ve 300'e alınca evine pek çok yiyecek getirdikten sonra Peygamber'in huzuruna çıkar. Sevgilisinin huzuruna, sevgilisinin hakikatinin yanına. Peygamber güler, "gel" der, "şu deve hikayesini anlat ya Ali". Anlatınca da der ki: "Sen ki ara düzelttin. Allah Cebrail'i ile sana deveyi sattı. Mikail'i ile de satın aldı. Her kim ki ara yapar, birleştirir, düzeltir, ikilikten insanları kurtarırsa o bendendir ya Ali." İşte böyle bir babanın evlatları, böyle bir babanın evladı ikilik çıkarır mı? Onların ikisinin de bütün hakikatleri sadece birlik ve tevhit içindi.
Cemalnur Sargut hanımefendi, Hz. Ali'nin ve Beyt Ehli'nin bu sırrını, mürşidi Kenan Rıfai'den naklen ne güzel anlatır :
Hz İbrahim de Beyt Ehlidir, Hz İsmail, belki de Hz Adem'den başlamış bir şeydir Ehl-i Beyt. Allah'ın Kabe'sini, Beyt'ini yapmak, onlarla başlamadı mı? Beyt Ehli'nin en güzeli olan Hz Ali Peygamber'le birlikte o yüce Kabe'nin içinde putları kırarken Peygamber Efendimizin o mübarek boyu ise putları kırmaya yeterken, bastonu da elindeyken Hz Ali'yi omzuna almak istemişti. Hz Ali'nin sapsarı bir yüzle "edep ederim, nasıl çıkarım ki o omuza" deyişi Hz Peygamber'in "el emri fevkal edep, benim emrim senin edebinden üstündür" hitabı ve Hz Ali'yi omuzuna alarak putları kırdırışı, ömrü boyunca Ali makamındaki çeşitli sultanların bu aleme gelerek Peygamber'in manasının omuzunda içimizdeki putları kırdığının delili değil midir? Asıl Yezit içimizdedir. Tarihteki Yezit, nefs-i emaremizin mücessem halidir. Yezit her isteğini almaya alışmış, Hüseyin Allah'ın her istediği şeyi vermeyi kabullenmiştir. Aradaki fark budur. Ruh verici, maalesef nefis alıcıdır. Görünüşte nefis ruha hakim gibi görünse de bu mana sonsuza kadar ruhun nefis üzerindeki tecellisinin anlatımıdır. Kenan er-Rifai devrinde Muharrem'in 10. gününde tekkelerde 10. gün merasimleri yapılırmış, herkes ağlayarak Fuzuli'nin, o yüce sultanın, Hz Hüseyin'in ayak ucunda yatmayı isteyen ve ona doğmadan güneş üzerimde doğmasın diye yalvaran o yüce sultanın Hakikat-i Süeda (Saadete Ermişlerin Bahçesi) adlı kitabını okurlarmış. Fakat bir gün dışarıda bir simitçi dışarıya çıkan bir adama rastlamış. Adam kibirli bir tavırla simitçiye "içeride ne kadar güzel bir kitap okunuyor, bakın Ehl-i Beyt anılıyor, sen niye buradasın" demiş. Simitçi, "Öyle mi?" demiş. "Evet" demiş adam kibirli bir şekilde. Simitçi "Ya Hüseyin" demiş can vermiş. Hocam derler ki; Hüseyin aşkı, Hüseyin'i sevmek demek nefsini vermek demektir.
İşte bu güzellik içerisinde bu iki sultan, isimlerinin anlamı güzellik olan Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin büyüdüler ve geliştiler. Sanki tasavvufi irfanın manası Hz Ali ile Hz Fatma'nın evliliğiyle zuhur etmiştir. Onlar her şeyin azını istediler, onlar sırat-ı müstakimi dilediler. Onlar bu konuda bile belki bütün insanlık aleminin çekeceği sıkıntıları yüklendiler. Çok fakirdiler. Bir gün bayram günü kıyafet istedi iki sultan Hz Hasan'la Hüseyin, derler. Derken Cebrail'in bile gözünü yaşartan istekler onun iki tane bembeyaz elbiseyi getirip Peygamber Efendimize hediye etmesiyle neticelendi. Ama çocuklar çok tatmin olmadılar- "Biraz renkli olsaydı" diye ağlamaya başladılar. Peygamber şaşkın, Cebrail'e baktı. Hz. Cebrail derler ki, Hz Peygamber'e "su atın üzerine Efendim, çocuklar hangi rengi istiyorsa o renge bürünsün". Peygamber Efendimiz elbiselerin üzerine biraz su attıklarında Hz. Hasan'ın elbisesi sarıya, Hz Hüseyin'in elbisesi kırmızıya dönüşür. Cebrail ağlamaya başlar. Peygamber şaşkın, sorar; "Çocuklar memnun. Niye ağlıyorsun?" "Efendim bunlar, bu iki renk Hasan'la Hüseyin'in cennetteki köşkleri, manaları ve hakikatleridir." Ve daha sonra Peygamber'e döner, "ne acı ki" der, "Hz Hasan zehirlenerek ve sarı renkte vefat edecek. Hz. Hüseyin al kanlarla öbür aleme yürüyecek". İşte bu iki renk, bu iki tecelli bize çok şey öğretir. Belki celalin rengidir kırmızı. Celalin, hakikatin ortaya çıkışının, Allah'ın ilmiyle tecellisinin, Allah'ın kudret ve kuvvetiyle bu aleme tecellisinin rengidir kırmızı. Risale-i Nur ciltlerinin rengi de buradan gelir, Bediüzzaman gibi sultanların adalet ve merhametten oluşan manevi kişilikleri de.
Efendimiz, gözünün nuru Fatıma ile İslam'ın Zülfikar'ı ve Allah'ın Arslanı'ndan olan bu iki gözbebeğine, 'oğlum' diye hitab ederdi.
Bir gün Hz. Fatıma gelerek Resulallah'a üzgün bir halde : "Hasan'la Hüseyin kaybolmuşlar" diye dert yandığında, Pegamberimiz (sav) : "Korkma, Allah onları korur " buyurdu ama bütün Medine seferber oldu. Sonunda Beni Neccar ahırlığında buldular. İkisi uyuyor orada. Bir melek kanadının birisini onlara döşek, birisini yorgan etmiş. Peygamberimiz uyandırmaya kıyamıyor, bir onu öpüyor, bir bunu öpüyor ta uyanana kadar. Uyandığında her birini bir omzuna aldı. Getiriyorken Hz. Ebubekir, "Ya Resulallah, hiç değilse birisini biz taşısak? " buyurdu. "Hayır, ikisini de ben taşıyacağım." Hz Ebubekir dedi: "Ne muhteşem binektir, sizin bineğiniz, Resul-i Ekrem kainatın Efendisi sizi taşıyor." Bu anlamda Hz. Resul (sav) buyurdu : "Ama onlar da çok muhteşem binenlerdir."
Allah'ın kendilerini temiz kıldığı ve dinin temeli olan adalet ilkesi uğrunda şehitlerinin arasına kattığı ehl-i beytin bu büyük imamlarını sevmek, onların aşkıyla yanmak, onların izini sürmek, bu aziz milleti dünyanın efendisi kılmıştır.
Yeniden düştüğümüz yerden kalkmanın biricik yolu da budur : Adalet ilkesine yapışmak, merhametli olmak ve Yezid'in değil Hüseyin'in çağrısına uymak... |