
Ülkeler işgal ediliyor, insanların üzerine tonlarca bomba boca ediliyor. İnsanlar gece evlerine baskın yapılarak derdest ediliyor, bir daha kendilerinden haber alınmıyor. Bu teknolojik burjuva uygarlığı değil midir ki ruhları sakatlıyor ve onu sözde protez parçalarla, bir makinaymış gibi onarmaya çalışıyor...
Türkiye'deki gazete ve ekranların çoğuna bakılacak olursa, dünyada, özellikle de tarihen yakın olduğumuz coğrafyalarda pek 'haber'leştirilmeye değer pek bir şey yok. Birkaç münferit vak'a ve olağan yaşam sürüp gidiyor. Irak, Afganistan, Filistin vs. ülkelerde (sahi bir ülke midir?) her şey ülkemizdekinden daha 'normal' bir yatakta akıyor, insanlar huzurlu, gündelik hayat sakin... Bu yüzden (mi) olsa gerek egemen iletişim ortamlarında (kural bozmayan istisnaları dışında) bu ülkelere ilişkin dişe dokunur bir habere rastlamıyoruz. Bu safdil soruyu umarım siz de onaylamıyorsunuz. Zira bahsi geçen topraklar kaynıyor. Her gün birkaç yerde büyük patlamalar, intihar saldırıları, çatışmalar oluyor, yüzlerce insan ölüyor, bedenler lime lime uçuşuyor, kadınlar ve çocukların ceset parçaları sağa sola yapışıyor, sorgulama ekipleri uçaklarla okyanus aşarak memleketimize gelip mahkumları sorguluyor, tutukevlerinde ve gözaltında insanlar işkence görüyor. Ülkeler işgal ediliyor, insanların üzerine tonlarca bomba boca ediliyor. İnsanlar gece evlerine baskın yapılarak derdest ediliyor, bir daha kendilerinden haber alınmıyor. Kadınlara tecavüz ediliyor, çocuklar satılıyor.
Zaten bu teknolojik burjuva uygarlığı değil midir ki ruhları sakatlıyor ve onu sözde protez parçalarla, bir makinaymış gibi onarmaya çalışıyor. Bu protezler medeniyeti, herkesi ötekileştiriyor. Ötekini yok ederek kendini varkılmaya çalışıyor. Var olanı kendi mülküymüş gibi minnetsizce doğadan çekip koparıyor. Bu vahşetin tüm küreyi tehdit edişini örtbas etmeye, gizlemeye çalışıyor. Bütün bunları ciddiye almaya gerek yok, yaygın iletişim ortamlarına bakılırsa. Bunların haber değeri de yok. 'En büyük gazete'lerin başyazarları, bütün bu olup bitenlerden ya tümden habersiz ya da duyarsızmış gibi davranarak, önceki akşam katıldıkları kokteyle ilişkin izlenimlerini aktarıyor. Hangi konsolos eşinin ne türden şarabı hangi mezelerle içtiklerini yazıyorlar. Bu, kadim imparatorlukların çözülme dönemindeki elitlerin tefessühünü hatırlatıyor.
Bu, her şeyden önce onur kırıcı bir durum. Aydın sorumluluğu ve insanlık kalitelerimiz bunu nasıl kaldırabilir! Afganistan bilindiği üzre Sovyetler'in işgalinden beridir, bomba, barut ve kanla iç içe yaşıyor. Onlarca istihbarat örgütü, orada emperyal bir gücün ve ortaklarının çıkarlarını korumak için akıl almaz manipülasyonlar yapıyor. Deri-nleşen kaos, petrol, silah, uyuşturucu vd mali kaynaklar için elverişli olduğu sürece devam edeceğe benziyor. Bir zamanlar hikmet ve irfanın cenneti olan Bağdat yangın yerine dönmüş durumda. Sünniler, Şiiler, Türkmenler, Kürtler, Araplar, diğer topluluklar onlarca parçaya bölünmüş, herkes birbirinin canına giriyor, kanını akıtıyor, bir cinnet hali, mutlak bir emniyetsizlik durumu, bir karmaşa, bir bir... Filistin keza öyle. Daha nice yerde, insanlar mutsuz, güvenliksiz, çaresiz, umutsuz, yoksul ve gayri insani bir çevrede yaşamaya mahkum. Bütün bunları onlarca, yüzlerce diplomatik denklemle, tezle, komplo düşünceleriyle açıklamak mümkün. Bunlar bana pek anlamlı gelmiyor.
Doğu tarumar edilirken, Batı'nın keyfi yerinde
Yalın, doğrudan bakıyorum ve neredeyse insanlığımdan utanıyorum. İçim çok acıyor. Vicdanım kanıyor. Bütün bunlar tahammül sınırını aştı. Bunlar olup biterken, bizim memleketimizde, okur yazarların, gazetelerin, dergilerin, ekranların, aydınların, sanatkarların, bilim insanlarının umursamaz, kör ve sağır hali çileden çıkarıyor insanı. Avrupa'dan, Batı'dan herhangi bir ciddi mevkuteye baktığınızda, her sayfada en iki haber buluyorsunuz Irak'la, Afganistan'la, Çeçenistan'la, Kosova'yla ilgili. Bizim konuştuğumuz şeyler arasında son sırayı bile almıyor bunlar. Tirajı birkaç bini aşmayan birkaç gazete zulme ve vahşete karşı duyarlılığını korumaya çalışıyor, lakin sesleri alabildiğine kısık. Açın böylesi mevkutelerden birini, sizi ilk elden şöyle bir haber karşılayacaktır: 'Bağdat'ın batısında dün düzenlenen intihar saldırısında bir ABD askeri öldü, 11 kişi yaralandı. Yine Bağdat'ın batısında Irak polis güçleri ile direnişçiler arasında çıkan çatışmada 2 kişi öldü. Bağdat'ın güneyindeki Dura kentinde de, Irak askeri konvoyunun geçtiği sırada bir bombanın infilak etmesi sonucu bir asker öldü, 2'si yaralandı. Güneydeki Seydiye bölgesinde de bir Iraklı polis ve sivil öldürüldü. El İmam bölgesinde düzenlenen silahlı saldırıda bir baba ve oğlu can verdi. Kuzeydeki Bohruz'da silahlı kişilerin 2 tüccarı öldürdüğü bildirildi. Balad'da biri asker 3 kişi öldü, 7 kişi yaralandı. Yine Balad yakınlarında, bir İslam Partisi üyesinin kişinin cesedi bulundu. Güneydeki Necef'te ise, eski belediye başkanı Adnan Em Zürfi'ye suikast girişiminde bulunuldu. El Zürfi, saldırıda hafif yaralandı. Bu arada, Irak'ta ABD ordusu için çalışan bir Mısırlı'nın kaçırılıp öldürüldüğü bildirildi. Irak polisi, Tikrit'te kaçırılan Mısırlı İbrahim El Hilali'nin cesedinin bulunduğunu açıkladı.' Ya da şöyle bir haber : 'Dünya barışına katkıda bulunmak amacıyla kurulan Nobel Vakfı'nın, Uluslararası İnsan Hakları Günü'nde verdiği iktisat ödülleri, hak ve özgürlüklerin nasıl çiğnendiğini çarpıcı bir biçimde gözler önüne serdi.
2005 Nobel İktisat Ödülü, dün sahiplerini buldu. Ödül, 'Oyun Teorisi'ni geliştiren İsrailli-Amerikalı matematikçi Robert Aumann ile, Vietnam işgalinin mimarlarından olan ABD'li Thomas Schelling'e verildi. Filistin'in işgal ve ilhakını destekleyen Robert Aumann, Filistin halkının sürülmesini veya imha edilmesini istiyor. Aslında Aumann'ın 'bilim adamı' kimliği oldukça kuşkulu. Çünkü kendisinin 'Oyun Teorisi'ne katkısı, Oyun Teorisi'nin Tevrat'ın okunmasına uygulanmasından ibaret. Özellikle de, ölmüş kocanın mirasının üç dul karısı arasında nasıl paylaştırılacağına dair acımasız bir ikilemin çözümü meselesinde.
ABD'li neomuhafazakârların yakın dostu olan Thomas Schelling ise, insanlık düşmanı görüşlerini geçen hafta tüm dünyaya duyurmaktan çekinmedi. Schelling, dünya barışının ancak "daha fazla silahlanma" ile sağlanabileceğini belirtti. 'Düşünce kuruluşu' RAND ile yıllarca çalışan Thomas Schelling, Soğuk Savaş'ın beyni olarak bilinen Paul Nitze ile, "Karanlıklar Prensi" olarak bilinen Richard Perle gibilerinin yakın çevresinde yer alıyor. Schelling, "barışa" en önemli katkısını Vietnam Savaşı sırasında yaptı. 'Oyun Teorisi'nden hareketle; Vietnamlıları pes etmeye zorlayacak bir şekilde, provokasyonlara alan açılmasını önerdi. Buna göre, ülkeye giderek artan şiddette bombardımanlar düzenlenmeliydi. İlk bombardıman, 2-24 Mart 1965 tarihleri arasında düzenlendi. Vietnam halkının iradesi kırılamayınca, diğer saldırılar geldi. Altı milyon ton bombanın ardından, Schelling'in "bilimsel" önerileri, 2 milyon cana mal olmuştu. İki gerici iktisatçı, Nobel ödülünün yanı sıra, 300 milyon dolarlık para ödülünü de paylaşacak.'
Yanan sadece Bağdat değil, ciğerlerimiz...
Veya şöyle: '... gazetesi, İsrail Başbakanı Ariel Şaron'un orduya 2006 Mart sonuna dek İran'ın nükleer tesislerinin vurulması için hazırlık yapmaları talimatı verdiğini iddia etti. Gazete, emrin, istihbaratın, sivil yerlerde saklı uranyum zenginleştirme tesislerinin devreye alındığı bilgilerini hükümete aktarmasının ardından geldiğini öne sürdü. 'Ordu yetkililerinin doğruladığı planın, geçen hafta en yüksek hazırlık durumuna geçirildiği' belirtildi. İran '2005'in en öncelikli' konusu haline gelince Kuzey Irak'taki üslerden de istihbarat toplandığı belirtildi. Savunma Bakanlığı yetkilisi Amos Gilad iddiayı 'Hayal mahsulü, böyle bir şey yok.' diye yalanlarken Şaron'un sözcüsü Raanan Gissin, diplomatik yollar tüketilmeden, saldırı niyetinin olmadığını söyledi.'
Şöyle : 'Irak'ın başkenti Bağdat'ta İçişleri Bakanlığı'nın denetiminde 170 Sünni'nin işkenceden perperişan halde bulunduğu Cedriye gizli merkezinin tek olmadığı öne sürüldü. Iraklı yetkililer ve eski tutuklulara göre, İçişleri'nin gizli işkence hanelerinden en az beş tane daha var. Bunlardan biri işgalden sonra denetimi Sünnilerden Şiilere geçen Baratha Camii'nin bodrum katında. Diğerleri yine Bağdat'ta El-Şaab Olimpiyat Stadyumu'nda, İçişleri Bakanlığı'nın Bağdat'taki merkez binasının dördüncü katında ve Saddam Hüseyin döneminin Özel Güvenlik Örgütü'nün karargâhı olan El-Nisur Cezaevi'nde yer alıyor. Sünni lideri Salih Mutlak da Mansur semtinde 1000 kişinin tutulduğu beşinci bir gizli merkezin olduğunu söyledi. Ancak Savunma Bakanlığı'ndan bir yetkili, ABD operasyonu sırasında Cedriye'deki gizli merkezin ifşa olmasından sonra buna benzer merkezlerin başka yerlere tahliye edildiğini kaydetti.' En azından dille, onu da yapamıyorsak kalben buğz etmekten başka yapılacak ne var bilmiyorum. O bedduayı tekrarlamaktan başka: 'Zalimler için yaşasın cehennem...' |