
Türk mitolojisinde, Karakoncolos, 'kara renkte ve çirkin olarak tasarımlanan bir umacı, bir kötülük cini'dir.
Kriz için ise sözlükler, 'ansızın ortaya çıkan tehlikeli değişiklik, buhran, bunalım, ruhsal dengesizlik' anlamlarını veriyor.
Yirmibir şubat 'kriz'inin görünür yüzünde, döviz kurlarının baskı altında tutulması, altyapısız bir anti-enflasyonist ekonomi politikası, nihayet, iç ödemeler sisteminin, Merkez Bankası'nın piyasaya(daha çok bankalara) para aktarmaması yüzünden kilitlenmesi türünden bir sorunun kara fotoğrafı bulunuyor.
İçyüzünde ise, yirmisekiz şubatın ürünü bir siyasal iktidarın, yolsuzlukların siyasetle ilgili yönünün soruşturulmasına tepkisi, Osmanlı'dan tevarüs edilen 'iktidar' ve 'devlet' kavrayışı, hukuki hassasiyetleri yüksek, 'dürüst', gelenekdışı bir Cumhurbaşkanı ile, geleneksel siyasi reflekslere sahip bir kadronun çatışması vs. okunuyor.
Bu gerilim ve ardından ortaya çıkan ekonomik kriz dolayısıyla kimileri Cumhurbaşkanı'nı, siyasi alanı daraltmakla ve örtük olarak askerle işbirliğiyle suçladı, kimileri de hukuk-siyaset ilişki/çelişkisini tartışmaya koyuldu.
Bendeniz geçen hafta soruna ilişkin neler düşündüğümü anlatan ironik bir yazı kaleme almış ve yayımlanmak üzere gazeteye fakslamış idim.
Lakin faksta mı bir sorun oldu, yoksa sayfa editörüme ulaşamadığımdan, ellerine mi geçmedi, geçti de yanlış bir yere mi gitti anlayamadım.
Ertesi gün gazeteyi, semtimizdeki bayide bulamadım, elektronik ortamda ise yazımı göremedim.
Konu ile ilgili görüştüğüm Tamer Korkmaz dostum, 'bazen benim de başıma geliyor' dedi.
Neyse...bu yazının konusu değil.
Orada özetle, kriz ile 'kara' metaforu arasında bir ilgi olduğunu savunuyordum.
Birkaç senedir başımıza gelenlere bakarak, tepemizde bir karakoncolos dolaştığı söylenebilir sanırım.
'Kara' sözcüğü zaten, dilimizde, ön ek olarak ulandığı kelimeleri kepaze ediyor biliyorsunuz :
Kara cahil, kara haber, kara borsa, kara kedi, kara oğlan, kara kız, kara kış, kara kol, kara humma, kara dul, kara fatma vs. gibi.
Uğursuzluk değilse de, ortada inanılması güç bir basiretsizlik olduğu kesin.
Cengiz Çandar beyin Sabah'ın gölge genel yayın yönetmeni olduğunu söylediği bir bakan ile, bayram, yılbaşı bazen de haftasonu tatillerini, Marsilya'da kumar oynamakla geçiren bir başka devletlünün biraderinin kriz ortamından fevkalade fayda sağladıkları söyleniyor.
Etibank soruşturmasının üzerine fil gibi oturan şahsın, kitap fırlatma sahnesinde figürasyon yaptığından söz ediliyor.
Rüşdü Saraçoğlu, krizin kesin bir adresi yok, asıl kepazelik burada, diyor.
Böylesi bir durumda, derhal ekonomi bürokrasisinde ve kabinede değişiklik yapılması gerektiğini işaret ediyor.
Doğrusunu isterseniz bendeniz bu olup bitenlerle, bir miktar dolar ve mark borcu olan bir orta gelirli olarak etkilenmek dışında hiç ilgilenmiyorum.
Her şeyiyle irrasyonel bir ülkede yaşadığımın artık bilincindeyim.
Kriz haberlerinin ekranları istila ettiği saatlerde, Orhan Hançerlioğlu'nun İnanç Sözlüğü'nde, 'Karakoncolos' maddesini okuyordum
Dilimde ise, Sivas yöresinden bir deyim geziyordu : 'Bizim it size balta getirdi mi?'
|