
Hüseyin Hatemi hoca daha doğrusunu bilir gerçi ama bilebildiğim kadarıyla İslam öğretisinde ancak 'meşru müdafa' gerekçesiyle silahlı adam (savaşçı) öldürülür. Silahsız, savunmasız, korunmasız, çocuk, kadın, yaşlı ve hastalara ilişilmez. Aksine onların hukuku korunur. Guenon'un önemli eseri, 'Savaş Sembolizmi ve Silahların Metafiziği'nde bu ilkenin tüm semavi öğretilerdeki seyri güzel anlatılır.
Hocanın farklı yazılarında dile geldiği üzere, esasen 'savaş'ın da 'meşru müdafa' dışında bir gerekçesi yoktur. Can, din, mal, yurt ve namusunuza kastedilince, kastedenle savaşılır.
İslam irfanı, 'bir insanı öldürmenin bütün insanlığı öldürmek' olduğunu öngörür. Kuran Efendimiz'in kalbine İnsanı, insanlığı öldürmek üzere değil, diriltmek ve yaşatmak üzere inmiştir. Kuran diyorum ya, bu da Efendimiz'in kalbinden aklına inen öğretidir. Ki diğer bir adı da Muhammedi Hakikat'tir. Yoksa bizim elimizdeki kitap, mushaftır, Kuran değil. 'O yürüyen Kuran'dı' sözü de bunu ima eder. İşte Efendimiz'in kalbindeki Kuran'ın 'kafirlerle savaşın' buyruğunu da irfani kaynaklar böyle yorumlar. Hamas ve Hizbullah savaşçıları, bu buyruktan hareketle, can, din, yurt, mal, namus ve çocuklarına kasteden terörist bir devlete karşı örgütlenmiş silahlı gayr-i nizami birliklerdir. Birilerinin insafsız ve bilgisizce nitelediği gibi, savaşı onlar başlatmamışlardır, hele Lübnan'daki saldırıların müsebbibi asla değillerdir ve karşılarındaki gözü dönmüş saldırgan karşısında direnirken alabildiğine ilkeli, ahlaki ve haklıdırlar.
'Dış politika' yazarlarının (yerli yabancı) sözüne güvenilir olanları, ABD, İsrail ve ortaklarının 'Ortadoğu' coğrafyasında yeni bir düzenlemeye giriştikleri konusunda müttefik. Bunun için bu bölgede yıllardır biriken 'enerji'yi zamanında patlattıkları, her geçen gün daha vahşi bir 'ölüm makinası'na dönüşen İsrail'in düğmesine doğru yer ve zamanda bastıkları da ittifak edilen görüşlerden. Nasrallah'ın açıklaması, yürütülen projeyi işaret ediyor ayrıca : 'Lübnan, yeni Ortadoğu'nun üslerinden biri olmayacak. Hizbullah'ı imha edemezsiniz. Çünkü direniş, klasik bir ordu ya da düzenli bir devlet değil...' Nasrallah, gerilla savaşı yaptıklarını, düşmanın köylere ilerlemesinin kendileri için yararlı olduğunu çünkü amaçlarının azami kayıp verdirmek olduğunu da ifade ederek, "Sizi temin ederim ki, savaşın sonu ne olursa olsun, Lübnan Amerika olmayacak, Lübnan İsrail olmayacak ve Lübnan, ABD Başkanı George Bush'un ve Condoleezza Rice'ın istediği 'yeni Ortadoğu' için üslerden biri olmayacak" diye konuşuyor.
ABD'nin önce Afganistan ardından Irak'a yönelik operasyonları da bu 'büyük proje'nin bir parçası. Afgan toprağını -karadaki kana ve batağa fazla bulaşmaksızın- havadan tesviye etmişti ABD. Petrol taşınması için elverişli bir hale getirmişti. Yıllar önce beslediği, koruduğu ve yücelttiği Saddam'ın da birdenbire ne denli barbar bir diktatör olduğunu keşfederek Irak halkına demokrasi getirmek üzere çocukların üzerine bombalar yağdırmıştı. Irak'ta da petrol ve diğer motivasyonlara bağlı bir siyasal/ekonomik/askeri tesviye harekatı gerçekleştirildi. Sıra Lübnan'da. Sonrasında neler olacak, birlikte göreceğiz? Lübnan bir üs olacak mı? Toprağı tevsi edilebilecek mi? Bölgenin iki büyük gücü Türkiye ve İran, bu sürecin neresine nasıl katılacak?
Bu susuz topraklar insan kanı içmekten bıkmadı. Zalimler satranç oyunlarını kanla sulamaktan, güçsüz, kimsesiz, yoksul ve çaresiz insanlara kastetmekten usanmadı. Yaşlı yerküre böylesi bir zulmü de gördü ve dayandı, hala yörüngesini şaşırmıyor, direkleri çökmüyor. Bizim bir parçası olduğumuz bu coğrafyada, burnumuzun dibinde olup biten ve doğrudan insanlık hakikatine kasteden, insanlığı çürüten bu vahşet ve barbarlığa karşı, bizim iletişim ortamlarımızın, bizim okur yazarlarımızın tutumu bir o kadar şaşırtıcı, üzücü. Ağlayıp sızlanmayın enayiler diyenler mi dersiniz, Hizbullah terör örgütüdür, İsrail köktendincilerle savaşıyor, biz köktendinciliğe karşıyız, laikiz diyenler mi, günlerce birinci ikinci sayfadaki köşesinden ayıları, kadınları, en doğru sevişme zamanlarını, mankenlerin kimlerle düşüp kalktıklarını, Duygu Asena'nın kadınlara nasıl sevişme öğrettiğini, yaz meyvelerindeki vitamin türleri ve miktarlarını anlatan mı dersiniz, bir ilgisizlik, bir umursamazlık ve sorumsuzluktur gidiyor. Bunun sıradan bir ilgisizlik ve bilgisizliğin ötesinde bir insanlık sorunu, bir vicdan ve ahlak meselesi, bir patolojik 'aydın'lık durumu olduğunu sanıyorum. Tarkovski, modern burjuva uygarlığında, insanların birbirini çürütmeye başladığını söylüyordu güncesinde bir yerde. Korkarım insanlar yavaş yavaş birbirini de çürütecek, diyordu. Bunun dindaşlıkla da bir ilgisi olduğunu sanmıyorum. Bu insanın vicdanında olup biten bir şey. Saldırıya göz yuman, destekleyen ve giderek fiilen değilse de içinde olan ABD'den bile akl-ı selim sahibi okur yazarlar, en azından Lübnan halkının uğradığı zulme üzülüyor ve içeriden, doğru bir enformasyon için bir ortam oluşturuyorlar. Biz hala, -el-Cezire- dışında olup bitene ilişkin en taze ve doğru bilgileri Batılı haber ajanslarından alıyoruz. Birkaç aydın ikinci kez bir bildiri yayınlayarak İsrail'i ve ortaklarını kınadılar, acil bir ateşkes çağrısı yaptılar. Bizde tuhaf bir biçimde İsrail'i eleştirirken bile sağa sola bakınıyor yazarlar. 'Aman kimse duymasın' der gibiler. Özgür, sağlıklı, adil ve ahlaki bir eleştiri ortamı, bir muhalefet ve giderek bir caydırıcı en azından etkileyici hatta değerleyici bir kamuoyu baskısı bile oluşamıyor. Cumadan çıkan insanlar içerdeki duyarlığın patlamasıyla İsrail bayraklarını yakıp lanetler yağdırıyor hepsi bu.
Oysa İsrail, sıkı gözlem ve yorumcuların da belirttiği gibi, baştan kaybetti ve cehennemi bir duvara tosladığını gördü. Haklı ve hele inançlı bir direnç cephesinden daha sert, daha aşılamaz bir engel yoktur. Bizim istiklal muharebeleri bunun onlarca doğrulayıcı örneğiyle doludur.
Hizbullah bir savunma örgütüdür ve İsrail sadece Lübnan'a, Filistin'e değil, insanlığa karşı suç işlemektedir. İsrail bunu hep yapmaktadır. Esasen Yahudilerin, -uğradıkları onca zulüm, soykırım ve kıtale rağmen...belki de bu yüzden...zira pek çok peygamberi öldürmüşlerdir, yurtları ve nüfusları neredeyse kazınmış, yok edilmiştir, yakın zamana kadar beşinci sınıf insan muamelesi bile görmemişlerdir...-dünyayı nasıl bir kaosa, bir anomiye, bir fesat ve bozgunculuğa sürükledikleri ehlince iyi bilinmektedir. Bu cümleden olarak, yüzyılın en büyük bilgelerinden Bediüzzaman'ın Sözler'indeki şu belirlemesini anmak isterim : "Sen Yahudîleri, hayata karşı insanların en hırslısı olarak bulursun. (Bakara Sûresi: 96.) Onların çoğunun günaha, zulme ve haram yemeye koşuştuklarını görürsün. Ne kötü bir şeydir o yaptıkları! (Mâide Sûresi: 62.) Onlar yeryüzünde hep bozgunculuğa koşarlar. Allah ise bozguncuları sevmez. (Mâide Sûresi: 64.) İsrâiloğullarına Tevrat'ta şöyle bildirdik: "Siz yeryüzünde iki kere fesad çıkaracaksınız. (İsrâ Sûresi: 4.) Bozgunculuk yaparak yeryüzünü fesada vermeyin. (Bakara Sûresi: 60; A'râf Sûresi: 7.)
Yahudîlere müteveccih şu Kur'ani hükümler, o milletin insanlığın içtimai hayatında dolap hilesiyle çevirdikleri şu iki müthiş umumi düsturu tazammun eder ki: İnsanlığın içtimai hayatını sarsan ve sa'y ve ameli (emek) sermâye ile mübâreze ettirip (çarpıştırıp), fukarâyı zenginlerle çarpıştıran muzaaf ribâ (faiz) yapıp bankaları tesise sebebiyet veren ve hile ve hud'a ile mal biriktiren o millet olduğu gibi, mahrum kaldıkları ve dâimâ zulmünü gördükleri hükümetlerden ve gàliplerden intikamlarını almak için her çeşit fesad komitelerine karışan ve her nevi ihtilâle parmak karıştıran yine o millet olduğunu ifade ediyor.
Meselâ, "Bozgunculuk yaparak yeryüzünü fesada vermeyin. (Bakara Sûresi: 60; A'râf Sûresi: 7.) "Eğer doğru iseniz, mevti (ölümü) isteyiniz. Hiç istemeyeceksiniz." (Bakara Sûresi: 94.)
İşte Peygamberimizin huzurunda küçük bir cemaatin cüz'î bir hâdise ünvânıyla, dünya milletleri arasında hayat tutkusu ve ölüm korkusuyla en meşhur olan Yahudi milletinin tâ kıyâmete kadar hal diliyle ölümü istemeyeceğini ve hayat hırsını bırakmayacağını ifade eder.(...)" (Nursi, Sözler, 366)
Umulur ki bu hırs, dünyayı yakıp yıkmasın, zira dünyayı şunun bunun hırsı değil, asıl mazlumların ah'ı yakar.
|