
Göklere Çekilen Kartal/Selçuk Başkenti Konya belgesel filminin çekimleri için Cenab-ı Mevlana'nın şehri Konya'dayız. Merhum Sefa Odabaşı'nın Konya'nın hafızasına ilişkin belgelerin bulunduğu 'dükkan'ında söyleşiyoruz. Konya ağzı türküleri en iyi icra eden bir mahalli sanatkar sorunca, tereddütsüz 'Kör Ahmet' diyor. Ahmet Özdemir'in udla söylediği kadim bir Konya türküsünün kaydını da Meram'da yapıyoruz.
'Eremedim sefasına dünyanın
Bülbül konmuş sarayına Konya'nın'
Kör Ahmed'in sesi sadece Konya ağzının ses hususiyetlerini yansıtmakla kalmıyor, bize bir enstrüman olarak dünya yaşamının, bir başka Konya türküsünde söylendiği üzere 'bir çarkın dönüşü' olduğunu, 'döne döne bize de nöbetin geleceğini' duyuruyordu.
Gerçek bir çelebi olan ve Hölderlin'in şiirinde dediği gibi 'dünyada şairane oturan' Sefa Odabaşı ile Meram'ın bağlarını ve eski konaklarını gezdik, Gramofon Avrat'ın çekildiği eve benzer bir yapının içinde bir süre söyleştik, çekimler yaptık.
Sonra Meram'ın aziz hatırasına doğru bir gezi yaptık. Milattan önce 8. yüzyılda Frig'ler tarafından kurulduğu ve iskan edildiği söylenen Meram'da Frig, Bizans ve Selçuk medeniyetleri oturmuş, nice anılar ve acılara yuvalık etmiş. Tavus baba'nın hakikatinin içinden bakıldığında Takkeli dağların eteğindeki zümrüt yeşili vadinin sırrı bize hep,
Dünya hayatının, Kainatın bu ebedi çarkları üstünde bir oyun, bir oyalanmadan başka bir şey olmadığını fısıldar durur.
"Kahpe felek değirmenin döndü mü
Bağın bahçan sularınan doldu mu
Döne döne de nöbet bize geldi mi?"
Meram'da, bir zamanlar Hz. Mevlana'nın kamil insan'ın kozmik niteliklerini anlattığı Mesnevi-i Şerif'inden mısraları dikte ettirdiği bağlarının ve onları sulayan billur sularının arasında nice Selçuk yapısı bize göz kırpar.
Meram yolu üzerindeki Ateşbâz Veli Türbesi, geleneksel Selçuklu kümbetlerinde sıkça rastladığımız gibi sekizgen piramit gövdelidir, yanında zaviyesi yer alır. Hz. Mevlana' nın aşçısı olduğu söylenen derviş Şemsettin Yusuf yatar, Hz. Hüdaverdigar'ın Cemal'e yürüyüşünden oniki yıl sonra, miladi 1285'te öldüğü kayıtlıdır. Hazret'in Konya'yı teşrifinde yanında bulunduğu rivayet edilen bu dervişin, Mevlana mutfağında ateş karşısında dervişlere sürekli olarak yemek pişirdiği, avucunda kor halindeki odun ateşi ile oynadığı için Ateşbaz diye anıldığı söylenir.Zaman içinde türbe ilavelerle bir Mevlevî zaviyesine dönüşmüş, Hz. Mevlana'nın evrensel öğretisinin bir ocağı olmuştur. Karamanoğulları döneminde Hacı Hasbey oğlu Mehmet adlı bir fütüvvet ehli, Meram Köprüsü'nün yanına1424 yılında bir Mescid inşa etmiş, yanına da bir hamam eklenmiştir.Kitabenin kenarlarında şöyle yazar :
"Dileriz bunda gelenden hayrile
Gele bunda gönlünü şâd eyleye
Her ki ister ayşını bünyad eyleye
Hacı Hasbey oğlunu yad eyleye"
Çekimler boyunca, modern şehrin yolları ve sivil yapıları için yıkılmasına rağmen, adım başı bir Selçuklu yapısının bizi karşıladığı bu gizemli kentte, Hasbey gibi nice hayırseveri hayırla yad ettik.
Meram'a, bir insan-ı kamilin kademinin değmiş olması benim açımdan hayali cihana değer bir güzellikti.
Konya'nın sahibi Hz. Mevlana'dır ve Meram, Mesnevi-i Şerif'e ev mevlide olması bakımından dünyanın en şanslı beldesidir.
Denilebilir ki, Hz. Mevlana dergah ve türbesine rağmen, Konya'nın kalbi Meram'dır, Meram'da atar. Mehmet Edip, hamam için: "İrüşür fıskiyesi daim bâmına
Cennete girmek dilersen gel Meram Hamamına" çağrısını yapar, buna, Ruhunun yıkanmasını isteyen de Meram'a, Hazret-i Pir'in kademine gelmelidir daveti eklenmelidir.
Meram'ı ilk gördüğümde sadece bir 'mesire' olmadığını, canlar için de bir teneffüs ortamı olduğunu hissetmiştim.
Bunu Sefa beye söylediğimde, bütün zerafetiyle 'evet' demiş ve eklemişti : "Meram'da cennetin kokusu vardır."
Ayakları Meram çayına değen Sultan Alaaddin'in atının yelesi, belki de bu kokuyu estiren ve Takkeli dağlardan esen serin rüzgarda uçuşmuştu.
Şehri aziz kılan orada oturanların şiiriyetidir.
Konya'yı çevreleyen surlardaki koruyucu meleklerin kanatları da belki bu rüzgarı kokladı.
Sultan II. Kılıç Arslan'ın ışıltılı alnı da.
Dede Korkut'ın ifadesiyle, onlar, bir toprağa ayak bastıklarında ilkin 'arı sudan abdest alıp ak alınlarını yere koyar'lardı.
Konyalılar bu sırrın içinde yaşıyor ve bunun en gizli hatıraları ise Meram'ın kalbinde yatıyor.
Eflaki anlatıyor : "Hz. Mevlana, Meram'daki Çelebi Hüsameddin'in bağında seher vakitleri bahçeye çıkar, huzur ve huşu içinde Cenab-ı Allah'a zikir ve dua eder. Gül bahçesi o kadar güzel, seher o kadar huzur verici ki, bu anda aşık ile maşuk, ilahi vuslatın özlemi içindeler. Ne var ki gülün ebedi aşıkları olan bağrı yanık bülbüller, Mevlana'nın kah başında, kah omuzunda ötüşleriyle bu vuslat deminin sükûn ve huzurunu bozmaktalar. Mevlana bundan hoşnut, ama çaresiz bir coşkun anında bülbüllere 'susunuz' diye seslenir. Seslenir de bülbüller, bu aşk yolunun büyük mürşidine saygıda kusur etmeyerek, ebediyyen susarlar. Bu yüzden Konya'da Meram bahçelerin de bülbül ötme derler. "Bülbül elhan eylemez bu beldede vakt-ı seher/Zikr-i Mevlana'ya mani olmuş murg meğer"
Benim Meram'ım, bu vuslatın tecellisidir. |