
Geçenlerde Bingöl'den bir okurumdan mail aldım.
Bugünlerde 'Kürt sorunu'na ilişkin yazılar yazıyor, 'Kürtlerin Ateşle İmtihanı' adını vermeyi düşündüğüm kapsamlı bir kitap hazırlıyorum.
Okurumun maili, yazdığım bölümün konusuna da denk gelince, en azından bir yazıya konu edemesem de buradan duyurayım, belki insaf sahibi bir yetkili çıkar, sorunla ilgilenir, insanların acılarını dinler, dertlerine derman olur diye umutlandım.
Umudumun boşa çıkmamasını dilerim.
Dileğimi sizin de paylaşacağınızı sanıyorum.
Olay, Elazığ Palu'ya bağlı Akbulut köyünde geçiyor.
Eski adı, Züver, yeni adı Akbulut.
Murat suyunun kıyısında yoksul bir köy burası.
Köyün yaşlılarından Hanefi Demir'in babası, amcası, dedesi ve birçok yakınının bulunduğu küçük bir mezarlık var köyde.
Daha doğrusu, Akbulut ile Ardürek köyü arasındaki, Kürt dilindeki adıyla, 'Kıl Germiku' denilen düzlükte bulunuyor mezarlık.
Sadece mezarlık değil burası, aynı zamanda kamil bir veli'nin türbesi de yer alıyor.
Elektronik postayı belli ki Hanefi Demir, torunlarından birine dikte ettirmiş, Türkçesi kısmen bozuk.
Bir veli'nin türbesinin de bulunduğu düzlük, Murat ırmağına değin uzanıyor. Hanefi Demir, yetmişini aşmış. 'Çocukluğumdan beri, orayı ziyaret bilirdik' diyor. Çevresi taşlarla çevriliymiş. Babası merhum Süleyman Demir başta olmak üzere, köyden hemen herkes, oraya yaklaşınca durur bir Fatiha okur öyle geçerlermiş. Demir'in dedesinin de kabri orada. Köyden bir başkasının, Sofi İsmail'in, Ali Demir'in, Hasan'ın oğlu Ekrem'in ve daha birçoğunun kabri burada.
Buraya kadar bir sorun yok.
Köyde bir kabristan olması, hele hele bir ziyaret bulunmasından daha tabi ne olabilir!
Türkiye'nin doğusunda, hele hele güneydoğusunda, son yüzyılda onlarca derviş ve bilge yetişmiştir.
Bu yörede yaşayan insanların manevi aydınlanmasına katkıda bulunmuşlardır.
Ne var ki Hanefi Demir, bir gün birtakım iş makinalarının, dozerlerin gelerek mezarlığı yerle bir ettiğini, bu arada ziyaret olduğu söylenen kabri de yıktığını, ölülerin kemiklerinin toprakla birlikte sağa sola dağıldığını dehşetle görür.
Gidip durumu öğrenmeye çalışırlar ve oraya bir Karakol yapılacağı bilgisini alırlar.
Okurum elektronik postasında, durumun çözümü için benden yardım istiyor.
Ben çaresiz okudum ve dakikalarca bilgisayar ekranına donuk bakışlarla baktım.
'Ölülerinizi hayırla anınız' buyuran bir Peygamberin getirdiği İlahi öğretiyle mayalanmış bir toplumun fertleriyiz.
Böylesi bir şey neden, nasıl yapılır, buna kimler, niçin izin verir, ölülerinin kemiklerinin saçıldığını gören insanlar neler hisseder, durumu yetkililere havale ediyorum.
Hanefi Demir'in üzüntüsünü, bayram günlerinde yaşadığı acıyı paylaşıyorum.
Doğrusu, 'Güneydoğu' sorununun samimi biçimde çözümü arzu ediliyorsa, insanlara böylesi acılar yaşatmamak bunun ilk adımı olmalıdır.
Karakol yapmak için sanırım bir kabristan hele hele bir velinin yattığı bir mezarlık en son yer olmalıdır, hatta hiç olmamalıdır.
Karakol güvenliğimizi sağlayan bir yer olması bakımından gereklidir ama bunun bizatihi insanların huzurunu bozarak sağlanabilmesi imkansızdır. |