
- genel olarak sinema şimdiye dek din ile nasıl bir ilişki kurdu?
Özellikle avrupa sineması veya üçüncü sinemada, metafiziksel temaların öne çıktığı filmlere çok rastlarız. Tarkovsky sineması kadar olmasa da bergman gibi yönetmenlerde doğrudan dini temalar değil ama ontolojik sorunlar filmlerin temeline yayılmış bir halde bulunur.
Sorunuz çok kapsamlı. Hangi sinemanın dini olanla ilişkisinden söz edeceğiz? Amerikan sinemasının tarihi boyunca dine eleştirel ironik veya son derece sahih bakan, dini kullanan, propagandasını yapan, vs çok sayıda filmden söz edebiliriz. Avrupa sinemasında da durum son derece kapsamlı. Yüzlerce filmden söz ediyoruz. Ama ben örneğin Pasolini sinemasının da kutsal olana eleştirel veya başka biçimde ama daima aşırı ölçüde ilgi duymuş olduğunu söyleyebilirim. Godard örneğin, onda da dini olana ilgi vardır. Ama dini temaları doğrudan anlatan en ölümsüz örneklere Kieslowski de rastlarız. Dekaloglar, (tv filmi olmalarına karşın) bu alanda sinema tarihi içinde hala en seçkin yere sahiptir.
- hollywood sinemasında, ilk örneklerinden bu yana sıkça karşılaştığımız din teması ve dinin yansıtılışı üzerine düşünürsek; bu çoğu filmde bir "art niyet", bir propaganda arayabilir miyiz? aramalı mıyız?
Burada bir hususu vurgulamakta yarar var: Bir grup film, doğrudan dini propaganda amacıyla yapılmıştır. Aklıma İtalyan kökenli bir örnek olarak Küçük Buda geliyor. Mükemmel bir propaganda filmidir. Diğer bir grupta ise, doğrudan dini ajitasyon ve propaganda amaçlı değildir, örtük olarak bunu yapar yani hizmet eder. Bu ayrımı yapmaksızın toptancı bir biçimde yaklaşmak doğru olmaz. Dini propaganda niçin art niyetli olsun ki! Siz yaparken iyi onlar yaparken kötü mü? Ayrıca, sizin dininizin yani hakikat'in propagandaya ihtiyacı olmadığı halde bunu yapıyorsanız...ben insanların bir film seyrederek din değiştireceğine inanmıyorum. Ayrıca adam bir yandan propagandist filmler yaparken diğer yandan eşcinsel papazların hikayelerini de anlatabiliyor.
- geçmişte de vardı; fakat son yıllarda kiliseyi eleştiren filmlerin sayısındaki artış dikkat çekici. üstelik bu filmler oyunculuk, sinema teknikleri ve sanat adına da adlarından hayli söz ettirdi, ettiriyor. örneğin carlos carrera'nın "el crimen del padre amaro /günah" ve (her ne kadar kendisi "kilise umrumda değil, intikam için çekmedim bu filmi" dese de) almodovar'ın son filmi "la mala educacion /kötü eğitim" kilise ve kilise görevlilerine yönelttiği eleştiri okları üzerine kuruyor hikayesini. aslında dışardan görünen tabloyu yıkmaya çalışan bir yaklaşımla. hollywood filmleri bir yandan "hazır kalıp tema:din" için türlü hikayeler bezeyerek, büyük prodüksiyonlarla gösterime girerken ve birçoğunun bundan başka bir sanat değeri taşımadığı aşikarken; diğer yandan latin amerikadan, avrupadan yapımlar aynı olguyu sorgulayan, ve gerek teknik, gerek dil anlamında ayrıksı duran örnekler ile çıkıyorlar karşımıza. bu artış ve bu tarz filmlerdeki sanat anlamında doygunluğu sosyal anlamda neye bağlayabiliriz?
İntikam değilse de bir ödeşmeden söz edilebilir orada. Bu bizim yapamadığımız bir şey. Bizde dini olanla dindarlar ilgilenir daha çok. Yani böyle bir tuhaf durum var. Hollywood yapımları arasında dini/mitik örnekler çok arttı. Ama yüzüklerin efendisi örneğinde olduğu gibi tümüyle mitik bir saçmalıktan söz edemiyoruz. Guenon'un özellikle schoun'un resmettiği dinlerin aşkın birliği tezlerinin önümüze getirdiği perspektife yakın örnekler de var. Yani oradaki metaforlar, insanlık tarihinin kadim zamanlarından bugüne gelen mitler. En azından bir kısmı öyle. Yüzüklerin efendisinde kibrit-i ahmet var, insan-ı kamil öğretisinden çok şey var. Yeni-eflatunculuktan islam tasavvufundan, hermetik bilgelikten gelen şeyler var. Matrix tabi üzerinde gerçekten durulması gereken bir örnek idi. Hayli de tartışıldı. ama belirlemeniz doğru. Avrupa sineması neden daha sıkı? Bu, sanırım bir şeyin geleneği olmasıyla ilgili bir durum. Kıta avrupası felsefenin beşiği. Sineması da eğlendiren, şaşırtan, oyalayan ve yatıştıran bir sinema değil daha çok tedirgin eden, düşündüren, zihni kışkırtan bir sinema.
- hristiyanlık sinemada kendine çok daha kolay ve sürekli yer buluyorken, Türk sinemasının birçok örneğinde dine gönderme, dini hatırlatıcı herhangi bir unsur göze çarpmamakta. örneğin avrupadan birçok kısa filmde dahi kilise-halk ilişkileri, kilise görevlerinin hayatları vs. kendilerine yer bulurken, Türk sinemasında islamiyete dair göndermeler sayıca az. bunu türkiye'nin sosyal koşullarıyla mı, sinemacıların "kafalarındaki sinema" ile mi açıklamak uygun olur? bu bir tercih midir? ve bu tercihin altında yatan sebep nedir?
Bunun iki boyutundan söz etmek gerekir kanımca. Biri, birey güçlü değil bizde. Dolayısıyla ontolojik sorunları olan, buna kafa yoran, acı çeken insan yok sinemacılar arasında. Olanlar da Tarkovski'nin kötü bir kopyası olmaktan ileri gitmiyor. İkincisi hala pozitivizmin ağır başkısı altındalar. Artık tarih oldu pozitivizm denilebilir ama bence dindarların zihinleri de bu türden modern ideolojilerin tortularını taşıyor. Seküler olanla laik olanın hala karıştırıldığı bir toplumda yaşıyoruz. Bunun aksini beklemek hayalcilik olur.
- dini konu alan filmlerden hiç unutmadığınız, üzerinde uzun süre düşündüğünüz filmler nelerdir? bu soruyu sormaktaki amacım aslında şu sorunun cevabını bulabilmek: bu "sizin için en" filmlerde konunun işlenişi mi daha öne çıkıyor, sanatsal ve teknik boyutları mı?
'estetik olanla etik olan birdir'. Ben bu konuda yapısalcıyım. Merkeze neyi almışsanız diliniz ona bağlı olarak gerçekleşir. Unutamadığım iki film var: Biri, on bölümlük Dekaloglar, diğeri Kurosawa'nın Düşler.
- ve aslında bağlamak istediğim soru: konusu din olsun, aşk olsun, sosyal haller olsun akılda kalıcı olması, özgün sayılabilmesi için konunun mu teknik ve sanat işlerinin mi daha çok yeri var? |