
Ankara'da olmaktan memnun musunuz?
İnsanın bir şehirde 'oturması' ile 'var'lığı arasında bir ilişki olduğu kesin. Lakin bu, yani 'yaşadığı' mekan belirleyici değildir. Doğrusu, nerede olursam olayım hayatımdan razı olmaya çalışırım. Ankara'da yaşamanın örneğin İstanbul'a göre gündelik yaşam açısından çeşitli kolaylıkları var. Ama Ankara'da yaşamak istemezdim.
Ankara'da yazmanın fazladan bir faydasını hissettiniz mi hiç? Mesela İstanbul'un havası dahi ilham verir insana derler (bu arada buna katılır mısınız?). Ankara için bunu söyleyebilir misiniz? Ankara yazılarınıza ilham olur mu?
Şehrin, daha doğrusu insanın 'oturduğu' mekanın düşünce ve duygu dünyasına etkisi tartışılmazdır. Kurtuba'da yaşamakla Ankara'da yaşamak arasında çok fark olsa gerek. İstanbul bir bakıma dünyanın merkezidir. Doğunun en batısı, batının en doğusu...İnsan burada, 'doğular da batılar da Allahındır' hikmetini daha derin kavrayabilir. Ama Ankara, insana hele bir yazara böylesi bir imkan sunmuyor.
Ne ki, yaşadığım bu şehrin de kendine özgü zenginlikleri var ve bunlar beni öykücü olarak beslemiştir. Benim şehirleri Süsleyen Yolcu ve Gerçeği İnciten Papağan adlı kitaplarımdaki ilk öykülerim hep Ankara'da, o atmosferde yazdığım anlatılardır.
Edebiyatın başkenti olarak İstanbul gösteriliyor. Buna katılıyor musunuz? Bu yargının sebebi sizce ne olabilir?
Edebiyatın başkenti, 'gönül'dür, selim kalptir.
İstanbul, tüm bozulma ve çürümelerine rağmen kalbin başkenti olmaya sezadır.
İstanbul'u, tek başına Merkez Efendi 'başkent' yapmaya yeter, daha ne olsun!
Derrida, İstanbul ziyaretinde, kentin silüetine bakarken, 'bu şehirde felsefe yapılmaz' demişti. Doğrudur, bu şehir, irfan yurdudur.
Sizce yaşanılan şehir bir yazarın üslubunu etkiler mi?
Etkiler, doğrudur. İnsan yaşadığı yere de benzer, yazdığı yere de...Yazdığı yerden yaşadığı yere, yaşadığı yerden yazdığı şeye bakar.
Dil, anlamdır. Şehir (oturmak) ise, hem bir mekanda bulunmak hem de varlık içinde durmaktır. Heidegger'in 'İnşa Etmek...' başlıklı nefis yazısı bunu anlatır.
Başka bir şehirde yaşıyor olsaydınız sizce yazılarınızda farklılıklar olur muydu?
Olurdu diye düşünüyorum.
Şayet etkilerse nerede yazmayı dilerdiniz?
Doğrusu, Kurtuba veya Bağdat'ta yaşamak isterdim. Guenon'a olan hayranlığım yüzünden Kahire de beni hep çekmiştir.
Çalışmalarınızı nerede yaparsınız? Yazmayı sevdiğiniz özel bir mekan var mı?
Evimde, çalışma odamda. Her yerde yazabiliyorum, ama, kendimi en güvenli ve temkinli kitaplığımda hissediyorum.
Hiç Ankara dışında yazdığınız oldu mu? Bu dönemlerde Ankara'yı aradınız mı?
Çook. Ankara'dan çok, evimi ve çalışma odamı özledim.
Ankara sizin için sadece bir şehir mi, hayatınızda özel bir yeri var mı?
Hayır yok. Ankara'yı benim için asıl anlamlı ve çekici kılan Hacı Bayram-ı Veli'nin, Bediüzzaman'ın ayaklarının bu topraklara değmiş olması. Biliyorsunuz Hacı Bayram'ın şehridir Ankara. Her semtini, her köyünü dergahla donatmış, bir öğrencisini göndermiştir. Ahimesut (Etimesgut) böyledir, Zülfazıl (Solfasıl) böyledir, hepsi böyledir. Bugün Gençlik Parkı'nın önünden Ulus'a yükselen cadde, yüz küsur yıl önce 'Tekkeler Yokuşu' idi. Mevlevi, Şazeli, Rıfai onlarca dergah vardı. İkindi vakti, Mevlevi dervişler, gül bahçesine çıkar, ney üfler sema yaparlarmış. Bediüzzaman ise, Ankara kalesinden şehre, Türkiye'ye, dağılan İmparatorluğa ve tüm dünyaya bakmıştır. O'nun vizyoner bakışı daima büyüleyicidir. Ricalar'ın bir bölümünün mekanı Ankara'dır.
Edebi çalışmalarınızın yanında kültür belgeselleri de çekiyorsunuz. Çekimler sırasındaki tecrübelerinizi yazılarınıza aktarıyor musunuz?
Zaman zaman... En son Cam ve Elmas adında bir romanım yayımlandı. Bunu, bir belgesel çekimleri için gittiğim Kars'tan döndükten sonra yazdım. Harakani dergahında olup bitenleri konu alıyor. Her geziden bir veya birkaç anlatıyla dönüyorum.
Babanızın mesleği icabı sinema ile hep iç içe oldunuz. Yazı yazmanızda ve yazılarınızda bunun etkisi oldu mu?
Esasen benim öykücü olmamda, öyküler yazmamda çocukluğumda ve ilkgençlik yıllarımda, babamın işlettiği sinemalarda seyrettiğim yüzlerce filmin etkisi vardır. Beni yazmaya yönelten, öykücü yanımı besleyen beyazperdede izlediğim hikayeler oldu.
Siyaset ve bürokrasinin hakim olduğu Ankara'da yazmakta zorlandığınız oldu mu?
Siyasetten 'şeytan'dan kaçar gibi kaçıyorum. Memur olmak istemezdim, kader, içine düştüm. İktidarla, bürokrasiyle, her türden güce dayalı örgütlenme biçimiyle uzaktan yakından ilgim olmadı, olmayacak.
Diğer şehirlere olan seyahatlerinizde Ankara'yı özlüyor musunuz?
Dediğim gibi, şehirden çok evimi özlüyorum.
(Aksiyon Dergisi)
|