
"Ayan Beyan"da insanlar içinde yalnızlaşmış, nesneler içinde nesneleşmiş kişileri anlatıyorsun. Bu modern "kesret" neden kaynaklanıyor?
Bunu bana değil modernizme sormalısın. Kesret zaten vardır, her zaman kesretteyiz, kesret içreyiz. Lakin bizim yaşadığımız çağın öncesinden gelen ayrı bir takım belalara düçar olduğu açık. Zaten ayan beyan dememin nedeni bu. Her şey apaçıklığıyla ortada. Öyle karıştırmaya gerek yok. Tabi hem Allah'ın adil olduğu ortada hem de bizim o adalete bakışımızda, onu dileyişimizdeki sorun ortada. Biz bu belalara düçar olduk. Zalimlerin, elikanlıların, canilerin çığlıkları kulak zarımızı yırtıyor. Ama bir de bunun başka bir yönüne bakmamız lazım. Musibet bir masiyetin sonucudur. Bir saadetin de başlangıcıdır. Ama bizim masiyetimiz nedir, nelerdir, bunlara bakmamız lazım. Benim bu kitapla cevabını aradığım soru budur.
"Terk" adlı öykünün kahramanı özüne ulaşmak için ağır bedeller ödeyen biri. İnsanla özü arasındaki bu engeller ne? Kim koyuyor bu engelleri?
Hangi güzelliğe, hangi hayra ve iyiliğe kolay ulaşılır ki! Biz, gerçek olanın iyi, iyi olanınsa güzel olduğu düşüncesinden uzaklara savrulduk. İnsanın kırk yaşı dönüm noktasıdır. Kırkından sonra insan durulmağa başlar. Dünyanın durulamaz olduğunu anlamaya başlar. Oysa bugün, kırkından sonra azanlarla dolu dünyamız. Bu azgınlıklara hayretle bakıyorum. Terk, hem soyut anlamda insanın kesreti terk ede ede birlik'in kalbine ulaşmasıdır, hem de, yaşamı yüklendiği eklerden soyma çabası. Bunun kolay bir iş olduğunu sanmıyorum. Bu yüzden Terk öyküsündeki kişi ağır bedeller ödüyor.
Bob Dylan'a da atıfta bulunarak aklın bir illet olmasından, kafanın içinde kopan dünya savaşlarından bahsediyorsun. Bütün bu zehirli yabancılaşmaya karşı şifa nerede?
Aslında onun öyle bir şarkısı yok. Yani, 'Benim Aklım İllet' diye bir şarkı yok gerçekte. Ama akıl illettir. Yani hem bir alettir, araçtır hem de hastalıktır. Akıl insanı nihai yakine ulaştırmaz. Akıl, kalbin bir işlevidir, öyle olmalıdır. Akıl insanı, vicdanı sönmüşse eğer bir canavara dönüştürür. Aklın biliyorsun kök anlamı, bağ'dır, bağlamak, sınırlamaktır. Hakikat sınırsızdır, inhisar kabul etmez. İnsan ne sadece aklıyla gerçeği bulabilir ne de erdemli bir yaşama ulaşabilir, dünyayı da erdemli kılabilir. Bunun için mutlaka kalbin sonsuz alanına dönmelidir. Hakikat orada tecelli eder. Vicdan ordadır. Erdemli bir dünyanın inşası için bundan başka yol yoktur. Evet bu indirgemeci tutumumda ben ısrarcıyım. Bu saikle yazdım Ayan Beyan'ı. Ayan Beyan'daki öykülerin her biri, bunu anlatır. Bunu açıkça söylüyorum. Bundan çekinmiyorum. Her şey tüm açıklığıyla ortada. Varlıkla aramızda engeller yığılmıştır. Modern ideolojiler, modern teknolojik uygarlık barbar bir dünya inşa etti. İnsanı kendi asli doğasının kıyılarına, uzaklarına savurdu. Varlığın sesini örttü. Bugün dünya zalimlerin eliyle kana bulanıyor her gün. Ortalık erdemlilerin değil erdemden söz eden sahtecilerin boş, anlamsız sözleriyle dolu. Bir kuru gürültü bir kaos...Şathiyye bunu anlatıyor işte. Ayan Beyan bunu anlatıyor.
"Şehirleri Süsleyen Yolcu"dan beri yazdığın öyküler içinde "Ayan Beyan" nasıl bir yerde / burçta yer alıyor?
Ben zaman zaman savrulsam da hep aynı şeyi yazıyorum. Ayan Beyan, benim İbn Arabi'ye uyandıktan sonra ulaşabildiğim manevi geleneğin beslediği metinler toplamı. Şehirleri Süsleyen Yolcu'daki öyküleri yazarken Risale-i Nur'un atmosferi içindeydim. Şimdi yine o kaynaklayım ama onun da kaynaklarına doğru sızmaya çalıştım. Oradan Ayan Beyan'la döndüm.
Öykülerin çoğu bir "sen" ve "ben" ekseninde gelişiyor. "Halvet Der Encümen"de de sıkça anlattığın bu "sen" ve "ben" ile meselen nedir?
Bu sadece benim meselem midir? Bu senin de onun da herkesin de meselesi değil midir? İkiliğin, çokluğun ortadan kalkması gerekir. Biz, O'ndan geldik, O'nunlayız, sonuçta O'na döneceğiz. Halvet Der Encümen, sadece O'nunla olmanın öyküsüydü, Ayan Beyan, bu üç düzeyli gerçekliğin öyküsü oldu.
"Dört kitabın manası bellidir bir elifte" diyen Yunus Emre'nin bahsettiği bilgiye yaşadığımız cahilleştirici malumat çağında nasıl ulaşılabilir?
Yunus Emre Hazretleri bizim dönüp dönüp bakmamız gereken bir hazinedir. Ulaşmayı dilediğin sürece ulaşabilirsin. Senin çaban, bir kılavuzun himmeti, O'nun ise tekdirini tahrike yöneliktir. Yunus Emre hazretlerini anlamak sana lütfedilmedikçe anlayamazsın. Bu çabayla erişilebilecek bir sır değildir. Onu okumak onu anlamak değildir, onu anlamak onun meclisine girmek hiç değildir. Ama gözlerini ona dikmeksizin de bu iş olmaz.
Önümüzdeki dönemde kaleminden neler okuyabileceğimizin müjdesini verir misin?
Bir Ömer Hayyam öyküsü var. Daha doğrusu uzun bir anlatı bu. Ömer Hayyam'ın şarapçı değil bir arif olduğunu anlatmaya çalışacağım.
Ardından Hz. Mevlana'yı yazacağım inşallah. Mesnevi şerhleri okuyorum bu sıralar. |