
Fon siyah-beyazdı. Müziği ısrarla dinlemiyorduk. Karşıdaki evin damında iki karga tünedikleri antenlerin arasında durup ne yapacağını şaşırmış kedi ile dalga geçerken, Ressam "bana o resimleri yaptıran sen misin?" diye sordu. Dudakları titriyordu. ellerini ise ceplerinde saklamıştı. Henüz imzasını atmadığı tuvalde resmettiği ceninin kalbine sapladığı bıçakla az önce bileklerini kesmişti. Lakayt tavırlarımla çileden çıkan ressam saklamaya çalıştığı kanlı elleriyle yakama sarıldı. Kan içinde kalan beyaz gömleğim onu neşelendirdi. Takma olduğunu çok önceden fark ettiğim bıyığını sökünce altından başka bir bıyık daha çıktı. Kahkahalarının arasına kattığı cümlelerden yalnızca birini anlayabildim:
"Şimdi sen buna da mecaz dersin." |