"İstenilenin şerefi,isteyenin şeref ve
izzetine göredir. Bütün İlâhî isimler insanî
hakikati isterler." 1
'Yaptığınızın doğru olduğuna inanıyorsanız adını söylemelisiniz' Seyr ü sefer isimleri öğrenmekle başlar. Dilin içindesinizdir; korunup sığınacağınız yegane barınaktır Dil. İçiniz sıcak bir nefes olur akar dışınıza, dışınız serinletici bir soluk olur akar içinize. Siz siz olursunuz; şeylerin uğultusu, gürültüsü kapayamaz yüzünüzü, 'yüzünüze yerleşirsiniz'. İsimlerin en seçkin parçası insandır çünkü.
"Lisan müfettiştir, ehli vukuftur...
Kâinatın anahtarı insanın elindedir."
Adınızı bilmiyorsanız eğer, Dil açmamışsa size kendini 'bir kayıp olur renginizde', gölgesine sığındığınız kitap açıkta bırakır sizi. Fireni boşalmış bir araba olup çıkar dünya altınızda.' Bayrağa sarılı bir tabut getirilir' yâre: Çocuk katledilmiştir.' Çocuğun sesi eskiyiverir kulağınızda'. 'Dünyada hiçbir şey ölmeye değmez' artık. Sıla özlemi yakar kavurur bağrınızı. 'Sert bakışlar çarpar' size. Cümle kapısını ihata avlusu dışarda bırakmıştır. Birden şehrin rengi 'kahfrengi'ye çalar. 'Küreselleşen ağzınızın soruları' yutağınıza düğümlenir. 'Söz-ünüz kör ol'muştur, 'aklınız öfkerir'. 'Konuşunca musıki, yazınca hat gibi çizemezsiniz ruhunuzun açık uçlarını.' Yürüdükçe uzayan bir yola girmişsinizdir' böylece.
"İp üstündeki canbaz hayatı, hem
muhteşem sanatı, mevazinle bağlıdır.
Bir kere bozulsa seyreyle gümbürtüyü."
"Bazı insanlar zerrede boğulurlar.
Bazısında da dünya boğulur."
Sinsice koynunuza sokularak taammüden cinayetlere azmettirir dünya. Önce bağrınızda büyüyen 'Kökleri yerde, dalları gökte' o güzelim ağacı devirirsiniz. Sonra yüzünüzdeki 'çocukluk imgesini' ve 'kalbinize sığmayan, kalbinizin sığmadığı genişliği' sığdırıverirsiniz daracık şehre, daracık aklınıza, daracık ilgilerinize, vehimlerinize.
"Nefis, devekuşu gibidir. Şeytan sofestâi,
hevâ bektâşîdir... Ziya-yı kalbsiz olmaz
nûr-i fikir münevver."
'Gözünü geçmişten ayırmayanlarla, olmayan bir geleceğe dikenler -bir- gölge oyununda karşılaşırlar'. 'Geriye dönünce ileri sanırlar. Birbirlerinin kopyası olduklarını anlayınca utanırlar. 'Odanızda yalana armağan yumuşak bir dil' genşer. Sizi kalbinize hergün biraz daha düşman kılan, sizi kendinize/özünüze karşı suça azmettiren şehrin, karanlık/zalim kokularıyla, alayiş ve debdebesiyle birlikte büyür, büyüdükçe çocukluğun büyüklüğünü yitirirsiniz'. 'Gerçeği her konuşmanızda damla damla tüketirsiniz.' 'Herşeyi kazanır,kendinizi kaybedersiniz.' 'Dünyanın şefkatini kabartır bu.' 'Hüzünle ağlayan bir çocuğa benzer dünya.'
"Şekillerinde hikmetli tehalüf olan
çirkinlikve intizamsızlıklar, dünya
bahçesinin güzelliğine, intizamına bir
zînet, bir süs olmak üzere Sâni-i Hakîm
tarafından kasden yapılmış olduğunu, pek
yüksek, geniş, şâirâne bir hayal ile
dünyanın o bahçe manzarasını nazar
altına alabilen adam, görebilir."
'Uğrunda geceyi gündüzle takas ettiğiniz bağımlılıklar' geliştirirsiniz. Özünüz acımaktadır, içlenir içiniz, mecruh kalbiniz çeperlerine sığmaz, pır pırr edip kanatlanmak ister "gümrah ırmaklara"; "kafesten kuş uçmuş gibi". 'Sınırlarınızı yoketmek ihtiyacıyla çalmadık kapı bırakmazsınız.' "Üstelik bugün bakım günü, kendimize bakacağız." Ayağınıza takılan çer çöpü temizlemelisiniz önce. Üstünüzü, başınızı temizlemelisiniz; ki güneşin ışıkları yalansız aydınlatabilsin yüzünüzü. Kalbinizle nesneler arasındaki perdeleri kaldırmalısınız. Olacak olur, 'çocuğun elleri sımsıkı kavrar dünyayı; gözü sözcüklerde.' 'Sözcüklerden -bir- sığınak yapar' sığınırsınız sözcükevine. Vurulduğunuz her kelime yüreğinizde bir yeri kanatır. 'Sözcüklerin kalelerine sığınarak şiirle hakikat arasında tuhaf bir temyizle dağılmış ve uyuşamadığınız noktada birliğe işaret ederek konuşur'sunuz.
"Afâkî mâlûmat, evham ve
vesveselerden hâlî olamıyor. Amma,
bizzat vicdânî bir şuura mahal olan enfüsî
ve dahilî mâlûmat ise, evham ve
ihtimallerden temizdir.
'Ey insanoğlu yaklaş sıran geldi! Yaklaş ve hangi dille konuşacağını söyle!' Hazırlık başlamıştır. Bakışlar elest bezmine, çocukluğa çevrilir. Şenlik vardır, çengi tutulur. 'yeryüzünü örten maddemizdeki dipsiz karanlığı' çelimsiz tırnaklarınızla yırtar, 'yasaklanmış nesnelere uzatırsınız dili'nizi. Gök parçalanır, bir 'çocuk çıplaklığı' açar yeryüzünde.
"İslamiyet; insaniyet-i kübradır...
Fıtrat ve vicdan akla bir penceredir...
Fıtrat yalan söylemez."
Sizi 'beslemek için can atan çocukluk imgesi' yetişir imdadınıza. Sizi çevreleyen surlar parçalanır bir bir. Söz'ü ve Öz'ü çevreleyen surlar... Fıtrat, bütün ihtişamıyla ve Kelam'ın aydınlatıcılığında -çocuğa sarmalayıcı ve yumuşak bir duyguyla gökteki yıldızları gösteren bir anne gibi- olanların neşesiyle koşuşup duran melekleri gösteriyor size: Şehrâyin. Korkuyorsunuz ve korkunuz özgürleştiriyor sizi. Hiç'liğin tecrübesine ortak oluyorsunuz. "Hiçliğin babası";
'Beni ancak yüreğinizi dağa kaldırarak anlayabilirsiniz' diyor.
'Gülle başla gülle bitir' diyor.
Dönüyor, "Koş!" diyor;
'Kuş hafifliği ve gül taşı'yorsunuz. Şiir içre hayatın özüne sokuluyorsunuz. 'Kuzum hangi zamanlardan bakıyorsunuz?' 'Acıyı unutan çocuklar gibisiniz. Sözcükleriniz daha önce yaşanmamış bir heyecandan geliyor.'
"Baştan ayağa ilâhî ışığa boğulmak ister misin?
Öyleyse başsız ayaksız ol!" 2
'Başımız ayağımız olmayınca perdesiz görürüz.' "Daha diyeceklerimiz vardır ama aklın sürçeceğinden korkarız." 3
Hadi, 'battığınız yere
Evlerinize dönün.'
Bakın 'kapıdan dünya geçiyor'.
----------------------------------------
* Dil'e açtığı yeni menfezlerle, has söyleyiş ve duruşuyla, bitmeyen koşusuyla 'kalbinin, sadece kalbinin tanıklığını kabul eden' Yalsızuçanlar'ın yazdıklarını cümlenin her iki anlamıyla da böyle ifade etmenin isabetli olacağını düşünüyoruz. Yazarın öykü kitaplarından birine seçtiği isim 'cümle kapısı'nın açıldığı kalbinin 'Varlığın Evi' olduğunu gösteriyor zannımızca.
1. İsmail Ankaravî, Nakş-el Füsus Şerhi, Ribat Yay. İst. 1981
2. Hafız, Dîvân.
3. Mevlanâ, Dîvân-ı Kebîr.
Not: Metinde paragraf başlarında çift tırnakla verilen yerler Said Nursî'nin Mesnevî-i Nuriye adlı eserinden, metin içinde tek tırnakla verilen yerler ise Yalsızuçanlar'ın Güzerân, Kuş Uykusu ve Düş Kırığı adlı kitaplarından alınmıştır. |