
Sanki şu cinaslı hoyrat O'nun için söylenmiştir :
Derde kerem
Rabbimdir derde kerem
Tarlam gam çiftim hicran
Sürdükçe dert ekerem
Bergen'in yüzüne saçılan kezzap öyle bir şey pozladı ki, ona bakan her göz, kandan kırmızı bir fotoğraf tabedip durdu. Acıların Kadını, bütün beylik aşk kuramlarını boşa çıkararak kızıl/sarı boyalı saçından bir perçemi, Akdeniz'de pupayelken, cenevizli tüccar avlayan Akdeniz korsanları gibi yaralı gözyuvasına kıvırıverdi. Bir farkla ki, O, soyluluk özentiliğini asla belli etmeden ve bir pavyon starı olduğunu hiç düşünmeksizin, sürekli dert ekerek kendi trajik sonunu hazırladı. Sürdükçe dert ektiği tarlada bir korkuluk gibi poz verdi objektiflere. Sert gırtlağı ve bilmem kaç oktavlık sesiyle ne güzel şirvani hoyrat söylerdi oysa. Bergen'in bıraktığı fotoğrafta, hep masal olarak kalmaya mahkum ikbal'i gördüm. Bir hayli Türkiye, bir parça İstanbul'daki taşra, bazen de yetiştirme yurtları...Kadir İnanır klasiklerindeki esas kızların adı ne olursa olsun Bergen'in aynı yumurta ikizi olduğu kesindir. Kesin olan bir başka şey, dantel işlemekten beli kamburlaşmış, gözleri tembelleşmiş taşralı kızların hiçbirisi için hiçbir zaman model olmamasıdır. Bergen, sahici bir insan olmaktan çok, bir acıma imgesiydi. Istırap taşıyan bir kervanın üzerinde kanat çırpan bir kırlangıç. Yol boyunca fırtına aramış, sonunda bulmuştu.
Takvimlerin yaprağının birinde filizkıran fırtınası yazar ki, onun öldürüldüğü güne tesadüf eder.
Hölderlin sanki Bağışlama Dileği'ni onun için yazmıştır. Ayrı duyarlıkların böylesi bir kesişme yaşadığına inanmayanlara ithaf edilmiş olan dizelerinde, şair, "hayatın daha gizli, daha derin acılarını/Benden öğrendin sen/ah bağışla beni, bağışla"diye yakarırken, Bergen Tepebaşı'ndaki izbe sokakta Acıların Kadını'nı bilmem kaçıncı kezdir isteyen, Karabüklü bir müteaahhidin rezil komplimanlarına karşı direniyordu. Biri dingin ayın önünden geçen bulutlar gibi gitmekten söz ederken, diğeri hep ürkek bir gururla taşımaktadır silahını.Kezzabın eritemediği yüzü, inadına gerçektir ve herşey gözünde mutluluk veremeyecek kadar büyümüştür. |